Metin

Metin
@matteo_antony
Tarih, havacılık, askeri sanayi, din. Kronik Kitap sevdalısı. Raskolnikovist.
1/3
“Modern askeri birlikler söz konusu olduğunda ise Türk Kara Kuvvetleri’ndeki birliklerin Amerikan ordusundaki muadilleri ile arasında açık bir kuvvet dengesizliği bulunmaktadır. Yine Türk askeri birliklerinin muharebe gücünü değerlendiren bir JAMMAT raporuna göre, 1950'lerin başlarında bir Türk piyade tümeninin zayıf bir Amerikan piyade alay muharebe grubuna, bir Türk zırhlı tugayının ise takviyeli bir Amerikan tank taburuna eşit olduğu vurgulanmaktadır. Bu da aynı dönemde Türk Kara Kuvvetleri’ndeki askeri birliklerin Amerikan Kara Kuvvetleri’ndeki muadillerine oranla onların 1/3'ü kadar muharebe gücüne sahip olduklarını göstermekteydi.”
Sayfa 432·Kitabı okudu
Askeri Tarih
Reklam
"Jet uçaklarının gölgesi altında kılıç ve mızrakla taarruz..."
“Bunların haricinde Amerikan kaynakları yapılan bütün çalışmalara rağmen 1952 yılı itibarıyla Türk Kara Kuvvetleri'nin tam olarak modernize edilemediğini ve bu yönüyle Batı ordularından farklı (ilkel - modern karışımı) bir görünüme sahip olduğunu da ifade etmişlerdir. Örneğin, Türk Kara Kuvvetleri'nde halen geleneksel muharip süvari birlikleri yer almaktadır. Daha da ilginci, Türk askeri yetkilileri Amerikalıların yaptığı her türlü telkine rağmen muharip süvari birliklerini lağvetmemiştir. Hâlihazırda Türk Kara Kuvvetleri'nin sahip olduğu on dokuz tümenden üçü süvari tümenidir. Bu durum ister istemez ironik bir görüntüyü ortaya çıkarmaktadır. Zira jet uçaklarının gölgesi altında kılıç ve mızrakla taarruza kalkan süvari birlikleri modern savaş doktrinleri ile hiçbir şekilde uyuşmamaktadır. Yine modern tank birliklerinin topları katırlarla taşınan topçu birlikleri ile desteklenmesi de benzer bir görüntü oluşturmaktadır.”
Sayfa 431·Kitabı okudu
Askeri Tarih
Bununla beraber Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir savunma ordusu olarak teşkil edildiği belirtilerek Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1952 yılı itibarıyla modern ve kararlı bir orduya karşı etkin bir taarruzu icra edebilecek durumda olmadığının da altı çizilmiştir. Bunda etkili olan hususlar ise şöyle sıralanmıştır: * Türk ordusunun en zayıf unsuru ikmal teşkilatıdır. Zira ikmal teşkilatı barış zamanında bile yerli bir çaba ile orduyu tutabilecek halde değildir. Bu durum büyük ölçüde Türkiye'nin endüstriyel seviyesinin düşüklüğünden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Amerikan Askeri Yardım Misyonu'nun öncelikli amaçlarından biri de verimli bir ikmal teşkilatının oluşmasına yardım etmektir. * 1952 yılı itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sadece %15'i muvazzaf personelden (24,000 subay-15,500 astsubay) oluşmaktadır. Bunun dışında Türk Silahlı Kuvvetleri 10,000 kadar yedek subayı da seferber edebilecek güçtedir. * Türk Silahlı Kuvvetleri halen yeterli bir astsubay sınıfına sahip değildir. * Kafi miktarda yedek harp malzemesi, özellikle de mühimmat yoktur. * Türk harp sanayii henüz ülke ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir üretim kapasitesine ulaşamamıştır. Bunun da ötesinde Türkiye, kendisine biçilen görevi tek başına yerine getirebilecek bir orduyu oluşturmak ya da idame etmek gücüne sahip değildir. Bunda iktisadi kapasite zayıflığı birinci derecede etkilidir. * Orduda yeterli sayıda teknisyen yoktur. * Planlama, özellikle de lojistik konularda planlama bakımından yetersizlik devam etmektedir. * İdari süreçler çok ağır işlemektedir. * Hava ve Deniz kuvvetleri tarafından desteklenen Türk Kara Kuvvetleri şu an için (1952 yılı itibarıyla) dışarıdan yardım almadan sadece uydu devletlere (Bulgaristan ve diğerleri) karşı kendisini savunabilecek ve karşı taarruz yapabilecek durumdadır.
Askeri Tarih
"Bu düşünceyi teyit eden bir açıklama Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar'dan gelmiştir. Bayar'a göre bu dönemde Türkiye'nin önceliği Batı ülkelerinin dâhil olduğu bir örgütlenmeye girmekten ziyade Amerika Birleşik Devletleri'nin resmi güvencesini alacak bir ittifak yapmaktı.”
Sayfa 402·Kitabı okudu
Askeri Tarih
“Türkiye tarafında ise zaten yetersiz olan mevcut yol sisteminin İkinci Dünya Savaşı yılları boyunca bakıma alınamaması, merkez ile periferi arasındaki bağlantıyı iyice sekteye uğratacağından sağlıklı bir kara yolu ağına sahip olmak artık elzem hale gelmişti. Buna mukabil iktisadi açıdan önemi herkesçe kabul edilen bu zorunluluğun zaman zaman paranoyaya varan gerekçelerle görmezden gelindiğini iddia edenler de vardır. Bu iddalara göre başta Mareşal Fevzi Çakmak olmak üzere, Türk karar vericileri bilhassa ülkenin merkezinden doğusuna doğru gidecek bir kara yolu hattını muhtelif askeri mülahazalarla kasten yaptırmamış ya da atıl durumda kalmasını sağlamışlardır. Çünkü arızalı bir araziye sahip olan Doğu Anadolu'ya yapılacak kara yolu hattının motorizasyon ve mekanizasyon açısından zayıf durumda bulunan Türk ordusuna değil, düşmanın işine yarayacağı düşünülmüştür. ”
Sayfa 395·Kitabı okudu
Askeri Tarih
Reklam