• Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
    Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
    Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
    Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
    “Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz”.
    Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
    O gülün yüzü gülmüyor sensiz
    O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
    Hepten hüzünlü bu günlerde
    Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
    Masada tabaklar neşesiz
    Koridor ıssız
    Banyoda havlular yalnız
    Mutfak dersen – derbeder ve pis
    Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
    Vantilatör soluksuz
    Halılar tozlu
    Giysilerim gardropda ve şurda burda
    Memo’nun oyuncak sepeti uykularda
    Mavi gece lambası hevessiz
    Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
    Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
    Radyo desen sessiz
    Tabure sandalyalardan çekiniyor
    Küçük oda karanlık ve ıssız
    Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
    İçeri girmeni
    Senin elinin değmesini
    Gözünün dokunmasını
    Ve her şey tekrarlıyor
    Seni nice sevdiğimi
  • Şimdi bir rüzgar geçti buradan
    Koştum ama yetişemedim,
    Nerelerde gezmiş tozmuş
    Öğrenemedim.
    Besbelli denizden çıkıp
    Kıyılar boyunca gitmiştir,
    Tuz kokusu, katran kokusu, ter kokusu
    Yüreğini allak bullak etmiştir.
    Sonra başlamış tırmanmaya dağlara doğru
    Bulutları koyun gibi gütmüştür,
    Okşayıp otları yaylalarda
    Büyütmüştür.
    Köylere de uğradıysa eğer
    Islak, karanlık odalarda beşik sallanmıştır,
    Güneş altında çalışanlara
    İmdat eylemiştir.
    Sonra başlayıp alçalmaya ovalara doğru,
    Haşhaş tarlalarında eflatun, pembe, beyaz,
    Kıraçlarda mavi dikenler..
    Toz toprak gözlerine gitmiştir.
    Şehirlere uğramış ki yanımdan geçti,
    Haşhaş çiçeğine benzer kızlar görmüştür,
    Bir gülüş, bir tel saç, allık pudra
    Alıp gitmiştir.
    Şimdi bir rüzgar geçti buradan
    Koştum ama yetişemedim,
    Soraydım söylerdi herhalde
    Soramadım.

    Cahit Külebi
  • Renkler Ve Kişilik Analizi

    RENKLER İNSAN PSİKOLOJİSİNİ NASIL ETKİLİYOR?
    REEM Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, renklerin insan psikolojisini nasıl etkisi altına aldığını şöyle açıkladı:

    MAVİ
    Yalnızlık, sadakat ve güvenin rengi; mavi: Mavi; yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeler. Sinir hastalıkları kliniklerinde kesinlikle mavi renkten özellikle koyu maviden kaçınılmalı, psikologların hasta görüşmelerinde mavi renkli giysiler asla giymemelidir. İş görüşmelerine mavi giyerek gitmek kararlılığı ve bağlılığı ifade eder. İş görüşmelerine giden kişilerin kostümlerinde mavi rengi tercih etmeleri işe kabul edilmelerini sağlayabilir.

    MAVİ DOĞAL BİR İŞTAH KAPATICIDIR
    Mavi en popüler renklerden biri olmasına rağmen, yiyeceklerle ilgili konularda mavi kullanımında dikkatli olmak gerekir. Çünkü mavi doğal bir iştah kapatıcıdır ve bazı durumlarda itici etki yaratabildiğinden kilo almak isteyenlerin mavi renkten uzak durmaları gerekir. Kilo problemi olanların evlerini maviye boyamaları, onların zayıflamalarına neden olabilir. Bu nedenle kilo problemi olanların, özellikle yemek odalarını ve mutfaklarını mavi renge boyatmaları gerekmektedir. Aynı şekilde müşterilerinin daha fazla yemek yemesini arzu eden restoran işletmecileri ise mavi renkten kaçınmaları gerekir.

    AÇIK MAVİ VERİMLİLİĞİ ARTTIRIR
    Mavi ve açık mavi boyanmış ortamlar, verimliliği ve performansı artırır. Ayrıca insanlar mavi renkle yazılmış yazıları daha fazla akılda tutabilmektedir. Bu sebeplerden dolayı çalışma odalarını mavi renge boyanmalıdır. Çalışırken akılda kalması gereken notların altını kalın mavi kalemle çizmek okunan şeylerin akılda kalmasını kolaylaştırır.

    RAHATLATICIDIR
    Açık mavi renk, koyu mavinin tersine rahatlatıcıdır. Mavi ve beyaz renkler hüzün verirken, açık mavi ve yeşil tonları ile pembe renkler teskin edici ve huzur verici etki gösterirler. Mavi rengi tercih edenlerin kişilik analizlerinde bu kişilerin toleranslı, hoş görülü, anlaşma yanlısı olduklarını ve huzuru aradıkları görülmüştür. Bu kişiler, çevreleri ve kendileri ile barışıktır; az ile yetinir, sabırlı ve metanetlidir.

    KIRMIZI
    Kırmızı; heyecan, agresiflik ve aşkın rengi temsil eder: Kırmızı rengi; sıcak, ateş, kan, aşk, samimiyet, güç, heyecan ve agresiflik gibi kavramları simgeler. Kırmızı kan basıncını ve solunumu hızlandırır, insanları çabuk karar almaya iter ve beklentileri arttırmaya teşvik edici bir etkisi vardır. Kırmızı renkteki kelimeler ve objeler insanların dikkatini hemen çeker. Dekorasyon ve dizayn yaparken kırmızı cisimlerin mükemmel olması önemlidir. Çünkü insanlar bu objeleri hemen farkedecektir.

    ÖZGÜR VE ENERJİK HİSSETTİRİR
    Kırmızı, duygusal yoğunluğu artıran bir renktir. Kırmızı kıyafetler insana özgür enerjik bir hareket moduna sokabilir. Kendini kontrol etmekte zorluk çekenlere kırmızı renkten uzak durmaları tavsiye edilir. Kırmızı, hakimiyet kuran bir renktir. Zemin olarak değil, vurgu yapmak için kullanılmalıdır.

    GÜÇ VE İKTİDARA DÜŞKÜN KİŞİLER TERCİH EDİYOR
    Kırmızı rengi tercih edenlerin kişilik analizlerinde, bu kişilerin güç ve iktidara düşkün olduklarını görülmüştür. Kırmızı güçtür, iktidardır, kırmızı tercih edenler kapasite ve gücünü dengeli kullanır. Ayrıca gücünü yetenekleri doğrultusunda kullanmasıyla tanınır. Bu kişiler aktif, atılgan, girişken olup kazanmayı ve elde etmeyi sever. Belirleyici ve yönlendiricidir. Arzuludur, iştahlıdır, hırslıdır. Etken ve etkilidir. Duygularını anlatırken tepkiseldir. Liderlik ve önderlik özellikleri toplumca hemen fark edilir. Coşkulu olup bazen abartılardan hoşlanır.

    SARI
    Davetkar, enerjik bir renk; sarı: Parlak limon sarısı gözü en çok yoran renktir. Aynı zamanda sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Odanın parlak sarıya boyanması, bebeklerin ağlamasına ve erişkinlerin sinirlenmelerine yol açabilir. Ayrıca sarı sayfalı not defteri ve bilgisayar ekranında sarı renkli arka fon pek iyi bir fikir değildir. Beyninizi ve gözlerinizi yorar. Sarı, az miktarlarda kullanıldığında parlaklık ve sıcaklık hissi verir.

    SARI, GÜNEŞ IŞIĞI GİBİDİR
    Sarı rengi, şakacılığı aydınlığı samimiyeti ve hayata karşı rahat bir tutumu simgeler. Tıpkı güneşli bir gün gibi davet edicidir. Sarı, güneş ışığı gibidir, kendinizi iyi hissetmek için orda olmasını istersiniz ama gözünüzün içine girmesini istemezsiniz. Soluk sarı söz konusu olduğunda, çürümeyi, hastalığı, kıskançlığı ve hilekarlığı simgeler. Dolayısıyla sarı söz konusu olduğunda seçilen tonlar oldukça önemlidir.

    SARI TERCİH EDEN, ÖZGÜR VE BAĞIMSIZ OLMAYI SEVER
    Sarı rengi tercih eden kişiler; özgür ve bağımsız olmayı sever, değişkenlikten hoşlanır, çapkın ve şıpsevdi bir yapı gösterebilir, çevrelerine enerji saçar ve ikna kabiliyetleri üst düzeydedir. Entellektüel olma, yöneticilik, hırs ve iddia bu kişilerin temel öğeleridir.

    YEŞİL
    Yeşil, sakinleştirici ve görme gücünü artıran etkisiyle öne çıkar: Yeşil, gözler için en rahat renktir ve görme gücünü artırır. Sakinleştiricidir ve sinir sistemi üzerinde doğal bir etki yapar. Televizyona çıkmadan önce insanların yeşil renkli odalara alınmaları onların heyecanlarını yatıştırabilir. Yeşil aynı zamanda hastanelerde de popüler bir renktir. Çünkü hastaların rahatlamasını sağlar.

    HER TONDA FARKLI MESAJ SAKLI
    Yeşil, rengin farklı tonları farklı mesajlar iletir. Koyu yeşil soğukluk, erkeksilik, tutuculuk ve zenginlik kavramlarını ifade ederken; zümrüt yeşili ölümsüzlüğü, zeytin yeşili barışı temsil eder.

    KENDİLERİNE DEĞER VERİRLER
    Yeşil rengi tercih edenlerin kişilik analizinde; bu kişilerin kendilerine değer verme duygularının çok fazla olduğu görülür. Bu kişiler doğru bildiğinde ısrarcıdır, otoritesi ve inandırıcılığı ile çevresindekileri etkilemeyi başarır. Bazen abartıya kaçarak megaloman küstah bir kişilik sergileyebilir.

    KARŞIT RENKLER: BEYAZ VE SİYAH
    Beyaz ve siyah renkleri ciddiyete dikkat çeker: Siyah tartışmalı bir renktir. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken diğer taraftan sadakat, sebat, dayanıklılık, ihtiyat, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Bir tarafta yönetim ve güç anlamına gelirken diğer taraftan acı, keder ve yas anlamına gelir. Siyah, pek çok insan için kıyafet rengidir. Bazıları siyahı güçlü ve ciddi görünmek için kullanır. Bazıları ise daha zayıf gösterdiği için tercih eder.

    BEYAZ SAFLIK, TEMİZLİK, MASUMİYET
    Beyaz saflığı, temizliği ve masumiyeti simgeler. Pek çok kültürde gelinler beyaz giyer. Ayrıca temizliği simgeler. Bu yüzden doktorlar, hemşireler ve laboratuvar teknisyenleri steril olmak için beyaz giyerler. Beyaz, ışığı yansıtır ve ortamı serin tutar. Dolayısıyla yaz ayının kıyafet rengidir. Genel olarak serin ve canlandıran bir his verir.

    MOR
    Renklerin en asili; mor: Mor, asaletin rengidir. Lüks hayat, zenginlik ve zarafeti simgeler. Aynı zamanda romantizmin, duygusallığın ve tutkunun rengidir. Bazı insanlar mor rengi, gösterişli havasından dolayı dekorasyonda kullanmayı sever. Bazıları ise suni bir renk olarak algılar.

    KAHVERENGİ
    Kahverengi, doğa ve güvenilirliğe işaret eder: Kahverengi, toprağın ve ahşabın rengidir. Sağlam ve güvenilir bir his verir. Kahverengi doğal, rahat ve açık bir atmosfer yaratmayı sağlar. Durağanlık, güçlülük, olgunluk ve güvenilirlik mesajlardır. Kahverengi, genelde erkeklerin favori rengidir.

    PEMBE
    Romantik pembe ile psikoloji sakinleşiyor: Pembe rengi, romantik ve narindir. Aynı zamanda sakinleştirici bir etkisi vardır. Araştırmalar gösteriyor ki, pembe insanları sakinleştirmekte ve kalpleri yumuşatmaktadır. Bir hapishane de kapı ve pencere demirleri pembeye boyandığında mahkumların agresif davranışlarının kaybolduğu müşahede edilmiştir. Pembe renkli bir odada, insan sinirlenmek istese bile başarılı olamaz. Pembe enerjiyi çeken sakinleştirici bir rol oynar. Ancak maalesef pembe rengin teskin edici etkileri bazen kısa süreli olabilir.
  • adressiz sorgular

    Zulme sessiz kalanlar, zulümle karşılaştıklarında ilk hatırlayacakları şey, zulme sessiz kalmaları olacaktır.bugün olağan hale gelen zulüm,yarın herkese sirayet edecek ve belki de kurtuluş için çok geç olacaktır.haiti kölelikten isyan ile kurtuldu.siyahların müthiş birlikteliği ve inançları onları beyaz bağnazlıktan,esaretten kurtulmalarını sağladı. “Özgürlüğümüzü kazanmak için tehlike ile nasıl yüzleşeceğimizi öğrendik ve onu korumak için ölümle nasıl yüzleşeceğimizi de öğreneceğiz.” Toussaint L’Ouverture’ü bize bu sözleri ile ,özgürken ve henüz herkes teslim alınmamışken,toparlanmanın,ve yüzleşmenin önemini açıklıyor.

    Köleliği kaldıran din kitapları dolayısı ile dinler değil,isyanlar olmuştur.
    Her dönem birileri,ezilir,sömürülür,birileri de isyan eder…bizim ülkemiz de ise bu günler de ,orta da bekleşen, acabacılar ve söz de tarafsız görünüp iktidarın değirmenine su taşıyanların yoğunlukta olduğunu sizler de gözlemliyorsunuzdur.ana muhalefet partisinden,sendikalara,kitle örgütlerinden,lagal,illegal sol hareketlere ,bizim bu kadar ağır baskıya maruz kalmamız da payı vardır diye düşünüyorum.çünkü yeteri kadar toplumsal basınç sağlanamadı.kütleler istikrar ve din adına sırf çıkarları gerekçesi ile iktidarın oy ve sivil deposu konumuna geçtiler.darbe girişimi ertesi ,darbe başarılı olamasa bile yine asıl hedef rte veya feto fark etmez az sayıda direnen odaklar ve çevreleri oldu.
    Emperyalizm bugün Suriye de,ırak ta fay hattını mezhep ayrılıkları ile kırmıştır.biz de geçmiş te Alevilere yönelmiş katliamları hiç unutmadık ve maalesef her geçen gün gerici güruhlardan ve şeriata doğru koşar adım giden ülkemiz de hiç unutmuyoruz.
    Emperyalizmin bölge de ki yapılanması bop ve eş başkanı bugünler de başkanlık hevesin de büyük ihtimal toplumsal bir patlama ve çok istemesem de dış bir müdahale olmazsa eğer, olacak da,o zaman her türlü oyunları,hak,hukuk,yasa demeden hiçbir şeyi gizlemeden,hesap vermeden daha rahat tezgahlayacak ve kitlesel yıkımları,acıları daha iyi organize edebilecekleridir.
    Muhafazakar popülüzm,şartları daha da ağırlaştıracak ve direnmek mecburiyete dönüşecektir.ya bademleri tanıyacak ve köleleşeceksiniz, ya da zindanı,sürgünü,ölümü göze alıp bademlere karşı topyekün direnişi örgütleyecek ve içinde yer alacaksınız.
    Sade de gelecek olursam sevgili okurlar,bu karanlık günler de okumalara,örgütlenmeye ağırlık vermeliyiz.birleşik mücadele şarttır.muhalif odakların birleşmesi umudunu hala koruyor ve umutla bekliyorum.
    Sizlere bu hafta adressiz sorgular isimli kitabı önereceğim,12 eylül darbesine,ilk kurşun,ilk mevzi,ilk isyanın ismi Osman yaşar yoldaşcan ın imzası ile yayınlanmış olan adressiz sorgular şubat basım tarafından basıldı.
    Adressiz Sorgular - Osman Yaşar Yoldaşcan

    Marksist anlamda devrimcilik, hayatın her alanını kapsayan bir bütünsellik ve süreklilik taşımak zorundadır.
    Adressiz Sorgular, bu yönüyle de ibret alınması gereken bir deneyim hazinesidir.bu deneyimlerden bugünler de fazlası ile yararlanmamız gerekiyor.
    12 Eylül 1980 sabahında ülke yönetimine el koydu faşist cunta. Kendine karşı olan ne varsa kırmaya, yıkmaya, yok etmeye başladı. Tutuklamalar, işkenceler, infazlar ve hapishaneler... Cunta ,halkı teslim almak istiyordu.lütfen yazımı okurken ,sadece 12 eylülü düşünmeyin ve bugünlerle kıyaslayın.başarısız bir darbe girişimi sonrası ,yaşananlar da tıpkı 12 eylül 1980 de olduğu gibi benzerlikler göstermiyormu?hedef herkesin akplileşmesi ve tektipleşmesi değimlidir?
    Osman yaşar yoldaşcan bizlerin mehmet fatih öktülmüş ile birlikte kutupyıldızımız olmuşlardır.o karanlık işkencelerden alnının akları ve direngenlikleri ile çıkabilmiş ve faşizme boyun eğmeyen duruşları neticesin de katledilmişlerdir. ODTÜ birinciliğinden devrimci önderliğe giden bu kanlı süreç te günümüze ilham kaynağı olmayı sürdürüyorlar.nice direniş destanın yer aldığı adressiz sorgular isimli kitap sizlere klavuz niteliği olacaktır.avukatsız,30 günlük içeri deneyimini,işkence,ve hücre gerçeklğini yaşamış devrimcilerden okuyacaksınız.
    Sıkılmadan okuyacağınızı umduğum up uzun alıntıyı Osman yaşar yoldaşcanı bilmeyenler,kitabı edinemeyecekler için paylaşıyorum :
    Bir kale var Bağcılar'da. Kalenin içinden silah ve slogan sesleri duyuluyor. Dışını cehennem zebanileri çevirmiş, kusuyorlar tüm pisliklerini. Kıran kırana bir savaş yaşanıyor. Kalenin ne gösterişli burçları ne de onu koruyan topları var. İçinde tek kişilik bir ordu var. Savaş ne feodallerle köylüler arasında ne de mavi kanlı asillerle burjuvazi arasında. Bu savaş girdiği inşaatı kale haline getiren, proletaryanın temsilcisi yiğit komünist Osman Yaşar Yoldaşcan ile faşist diktatörlüğün kolluk kuvvetleri arasında. Bu savaş proletarya ile burjuvazi arasında.

    Oysa bu yiğit komünist çok değil daha birkaç saat evvel yoldaşı ile birlikte bir arsada emekçilerin çocukları ile top oynuyordu. Bu çocuklara daha güzel bir gelecek bırakmak için mücadele ediyor, uğraşıyorlar. O gün top oynadıkları çocuklar şimdi ya üniversite çağındalar, ya da yaşamlarını kazanabilmek için bir işe girmiş çalışıyorlardı. Belki de yaşamları ile ilgili bir tercih yapıyorlardır. Belki özde bu tercih sömürüsüz, eşitlikçi, özgürlükçü bir toplum için savaşım ile düzen sınırları içinde rahat bir yaşam arasında yapılacaktır.

    Oysa kalenin tek kişilik ordusu ve komutanı, yiğit komünist, tercihini 13 yıl önce yapmıştı. 1967 yılında 46 bin aday arasından üniversite sınavını birincilikle kazanarak ODTÜ'ye girmişti. Aile ortamından aldığı ilerici kişiliğinin, yükselen devrimci gençlik hareketi ile çakışmasının etkisiyle kendini ODTÜ'nün kaynayan kazanında buldu. Mitinglere, forumlara, eylemlere katılan bir sıra neferiydi. Aynı zamanda zeki ve başarılı bir öğrenci. Derslerine girmediği halde sınavlarından hep yüksek not alıyordu. Okulda katıldığı eylemliliklerden dolayı cezaevine girdi. Cezaevinden çıktığında sıradışı bir uygulama ile girmediği sınavlardan geçirileceğini öğrendi. Hocaları Osman'ın şahsında bir bilim adamı gördükleri için, onun okula devam etmesini istiyorlardı. Onlara göre bu gençlik heyecanı elbet geçecekti. Osman'ın önünde burjuvazinin hizmetinde, rahat ama sınırlı bir yaşam vardı. Emekçi sınıfların yaşamlarını iyileştirecek çalışmalar yapamayacak, ömrü boyunca sömürenler daha fazla kâr etsin diye çabalayacaktı. Öte yandan bilimin ve bilimadamlığının ezilen sınıflara hizmet ettiği bir toplum ve bu toplumun yaşanmış deneyimleri vardı. Osman seçimini kendi ülkesinde sosyalizmi kurmak için mücadele etmekten yana yaptı. O tarihten sonra da yaşamı önder komünist olmaya doğru ilerleyen basamaklarla dolu oldu.

    Bu kalenin ve tek kişilik ordunun komutanı 1974'lerde proletarya içinde örgütlenme çalışması yapmaya İstanbul’a geldi. Kısa bir süre içinde bölgede önemli fabrikalarda mevziler kazanıldı. Osman yorulmak nedir bilmeksizin çalışıyordu. Sadece işçi sınıfı içinde örgütlenme çalışması yapmakla yetinmiyordu. Baskı ve teknik işlerinden, anti-faşist mücadeleden, askeri eylemlerin örgütlenişinden ve bu eylemlere komuta etmekten, kitle gösterileri örgütlemeye kadar, irili ufaklı birçok işe koşturuyordu. Bu çalışma içinde yer almadan önce de çalışkan ve çok yönlü biriydi ama, çalışma, olumlu özelliklerini proleter disiplin ile pekiştirmesine hizmet etti. Proleterlerin yaşantısından farksızdı artık onun yaşantısı da. Sabah gün ağarmadan yola çıkıyor, gece geç vakitlere kadar yarı aç yarı tok dolaştığı halde bana mısın demiyordu. Yüksek temposu, şehit düşene dek böyle sürdü.

    Grup yapısından, ML örgüte doğru dönüşmenin sancıları yaşanmaya başladı. O günlerde kitle mücadelesi yükselen bir grafik izliyordu. Mücadelenin taşıdığı en büyük zaaf ise öncü partinin olmayışıydı. Böyle bir dönemde komünist örgütün kurulmasının önemi büyüktü. Ve küçük burjuva zaaflarla araya net bir sınır çekilmeliydi. Geçici yol arkadaşları örgüt disiplinine ve yapısına ayak uyduramadıkları için dökülüyorlardı bir bir. Osman bu dönemde revizyonizmle araya net bir sınır çekilmesi için ML teorik bilgisini geliştiriyordu. Öte yandan devrimin ve örgütün çıkarlarına zarar veren tüm hataları sakınmadan eleştirdi. Bunu yaparken gelişmek isteyenlerin, önünü açıyor, onlara yardımcı oluyordu.

    Bu kalenin ve tek kişilik ordunun komutanı daha 17 gün önce ilan edilen 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlüğü'nün gelişini "gelecekleri varsa, görecekleri de var" diye karşılamıştı. Hemen o gün bir bildiri hazırladılar. Osman bildiriyi okuduğunda sevinçle yumruğunu sıkıp, havaya kaldırarak –sevindiği anlarda hep olduğu gibi– "Hücuuum" diye bağırdı, herhangi bir sorunla karşılaşılsa düşünür ve mutlaka bir çözüm yolu bulurdu. Kitabında moral bozukluğuna yer olmazdı, hayata iyimser bakardı. Yoldaşlarına da sürekli "hücum ruhu"nu vermeye çalışıyordu. 12 Eylül geldiğinde bir yandan örgütün cuntaya karşı direniş çizgisini yaşama geçirmeye çalışırken bir yandan da yeraltmı sağlamlaştırmak için uğraşıyordu. Dönemi kısa sürede kavramış ve ona uygun bir çalışmaya girmişti bile. 17 gün sonra da faşist diktatörlükle bu kalede birkez daha yüz yüze gelmişti. Örgütünün taktiğine uygun olarak savaşıyordu, çatışıyordu...

    Savaş başlayalı 3,5 saat olmuştu. Bu sürede değişen tek şey kumandanın sloganları oldu. Saat 21:00'i gösteriyordu ki, ortalığı bir sessizlik kapladı. Düşman önce şaşırdı, sonra sevince boğuldu. Ne kadar da uğraştırmıştı bu "terörist" onları. "Kahraman" bir başkomiser kaleye doğru yaklaştı, aklı sıra gösteri yapacaktı. Bir anda kaleden yiğit komünistin bedeni belirdi, bir elinde silah, bir elinde bombası vardı. Bomba, başkomiserin üzerinde patladı ve bir el silah sesi duyuldu. Sonra faşist it sürüsünün silahlarından çıkan kurşunlar komünistin bedenini buldu.

    Osman'ın kişiliğinde ölümsüzleşen sınıfsız ve sömürüşüz topluma olan inançtı, proletaryanın demir yumruğuydu faşizmin beyninde patlayan ve çığlık oldu suskunluğu yırtan, umut oldu yılgınlığı kıran, tohum oldu gelenek ağacına...

    “sokaklar kanarken içten içe kimsesiz / kentler ağlarken / ve ihanet tortularıyla kirlenirken deniz / yürüyordu soluğu rüzgar bir adam / her adımda bir geleneği kucaklar gibi / sonsuz ışıklar taşıyordu ufuklardan…”kutupyıldızı grubu Osman yaşar yoldaş için ,Osmanın türküsü isimli bir parça üretmiştir.bulup dinlemenizi,hararetle tavsiye ederim.
    Kitap ta sadece Osman yaşar yoldaşcan ve Mehmet fatih öktülmüş yok,o dönem de yolu işkencehanelere düşmüş,ihtilalci geleneğin komünist neferleri ve anlatımları da mevcut…

    Dostlukla kalın….
    Gürbüz Deniz
  • Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim 
    Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara 
    Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden 
    Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz "Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz". Çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere 
    O gülün yüzü gülmüyor sensiz 
    O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı 
    Hepten hüzünlü bu günlerde 
    Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye 
    Masada tabaklar neşesiz 
    Koridor ıssız 
    Banyoda havlular yalnız 
    Mutfak dersen - derbeder ve pis 
    Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş 
    Vantilatör soluksuz 
    Halılar tozlu 
    Giysilerim gardropda ve şurda burda 
    Memo'nun oyuncak sepeti uykularda 
    Mavi gece lambası hevessiz 
    Kapı diyor ki açın beni kapayın beni 
    Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi 
    Radyo desen sessiz 
    Tabure sandalyalardan çekiniyor 
    Küçük oda karanlık ve ıssız 
    Her şey seni bekliyor her şey gelmeni 
    İçeri girmeni 
    Senin elinin değmesini 
    Gözünün dokunmasını 
    Ve her şey tekrarlıyor 
    Seni nice sevdiğimi

    Cemal Süreya
  • Dönem 12 Eylül darbesinin öncesi. Puslu havalar...Her gün siyasi cinayetler işleniyor, büyük ve kirli bir oyunun içinde aydınlık insanlar pusularda katlediliyor.
    Bu karmaşada ölüm tehdidi altında olan sevdiği adamı, Korhan'ı Bodrum'a sığınmaya zorlayan Nergis, orada münzevi ve bireysel bir hayat yaşayan Nergis'in ilk sevgilisi Özgür ve daha pek çok karakter....
    Mücadele içerisinde yitip giden canların yanı sıra, küçük burjuva konformistliği ile küçük bir beldeye sığınarak yaşanan savaştan kaçıp kurtulacağını sanan sözde aydınları anlatan muhteşem bir eser.
    "Bir Gün Tek Başına" dan sonra okuduğum ikinci Vedat Türkali romanı. Yine harika. Okumak için çok geç kalmışım dedirtti.