Bu kitabın yeri bende apayrı nedeni ise en bi sevdiğimden altı çizili cümlelerle bana hediye edilmiş olması.
Mektup türünün gitgide unutulduğu bir dönemin içerinde olduğumuzdan dolayı sanırım, içerisinde bu kadar içten mektuplar barındıran bir kitabı okumuş olmam bende çok güzel duygular uyandırdı. Kitabı okumaya başladıktan sonra hemen bitirmek gibi bir istek gelmedi bana. Tam aksine yavaş yavaş okumak, her bir mektubun üzerinde iyice düşünmek ve mektubun bende yarattığı duyguyu iyice hissetmek istedim.
Kitapta yer alan tüm mektuplarına ‘’Sevgili Dost’’ diye başlayan yazar bunun nedenini de şöyle açıklıyor; ‘’Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor.’’
Bu paragrafı okuduktan sonra insan dostlukların ne kadar da önemli olduğunu bir kez daha iyi anlıyor.
İncelememi çok uzun tutmadan kitabın beni etkileyen bu bölümüyle bitirmek isterim.
"sevgili dost!
bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.
Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?"
Unutmuş yada uzun zamandır hiç yaşamadığınız bir duyguyu tekrar yaşayacak, bazı değerleri tekrar hatırlatacak bir kitap.