Serum kokulu koridorlarda sürüklediler, henüz yaşım on yedi bile değildi.
Deli çağıma varmadan çağlamıştı bedenimin ağrılı yanları. Kelime haznemin en özel köşesi hastaneye aitti. Acil, ilaç, doktor, hemşire, reçete, acil, ameliyat... Ameliyat! Yüzü kireç gibi olmak deyimini de bu zamanlarda öğrenmiştim. Ameliyat...
Serum kokulu koridorlarda sürüklediler, henüz yaşım on yedi bile değildi. Hemşire ablalar, elinde tabağıyla haşarı çocuğunun peşinde koşan anneler gibi koşuyorlardı peşimden ellerinde iğnelerle ve tansiyon aletiyle. Ablam yoktu da ondan mı abla diyordum eli kanlı, iğneli hemşirelere?
Serum kokulu koridorlarda sürüklediler, henüz yaşım on yedi bile değildi. Sedye üzerine oturturlardı hep. Ve her daim koca koca adamların ciddiyetini beklerdiler benden. Sedyede ayaklarımı sallarken ihtar ederdi doktor amcalar: "Akıllı, uslu bir çocuk ol bakayım. Bir de ağzını aç ve 'aaaaaa' de bakalım." En çok doktorlarla, hemşirelere kızdım hep şu geçmeyen çocuk ömrümde. Çocuk dediğinin akıllı değil yaramaz olması gerektiğini ben biliyordum da nasıl da bilmiyordu doktorlar? 'Aaaa' deyip ağzımı açmayı da sevmiyordum. 'A'yı hep sınıf öğretmenime saklamıştım. 'Aaaaaa, demesem de sadece ağzımı açsam olmaz mı doktor amca?' 'Peki peki, dilini dışarı çıkar ama!' Doktor amcalar, doktor amcalar... Doktor amcaları amcamdan daha çok gördüğümden miydi bunca kendime yakın hissetmem?
Serum kokulu koridorlarda sürüklediler, henüz yaşım on yedi bile değildi. Koridorun sonu acile çıkıyordu. Korkuyordum. Babamın kucağındaydım. Annem ayakkabısız ayağımı sarmıştı bir eliyle. Sağ eliyle miydi sol eliyle miydi hiç hatrımda değil. Babam 'Cesur oğlum, korkma!' diyordu. Annem görüyordu gözümden düşmeyen damlaları. Yürüdükçe kalbimin orta yerine bir hançer saplanıyor, yaklaştıkça daha da derine