Kitap 2016’da Suziş’in torunu Esra’ya yazdığı mektupla başlayıp, 1933 Frankfurt’unda üniversitede öğretim üyesi Gerhard ve Elsa’nın günlük yaşamlarını, ruh durumlarını derinlemesine ele alarak devam ediyor. Elsa ve Gerhard Alman Yahudisi bir çift olarak Almanya’da başlarına gelebileceklerden kaçarak Zürih’te Elsa’nın ailesinin yanına sığınır. Bu geçici sürede Gerhard’ın kayınpederi Gerturd Almanya’dan kaçan üniversite öğretim üyelerine iş bulmak üzere bir iş kurar ve işi olmayan Gerhard ona yardımcı olmaya çalışır. Gerturd o sırada Türkiye’de modern bir üniversite kurulmasına yardımcı olan Pedagoji profesörü arkadaşı Albert Malche ile iletişim kurarak Gerhard’ı onunla görüşmeye gönderir. Bu görüşmede 30 bilim adamının Türkiye’de üniversitelerde 5 yıl sözleşmeli çalışması için anlaşılır. İçlerinden Profesör Ernst Hirsch ise Gerhard’ın yakın arkadaşı olur. Kitap Elsa ve Gerhard’ın Türkiye’de mutlu mutsuz yaşadıkları günler ve zorluklarla devam eder. Yuvalarını ansızın bırakıp geldikleri yepyeni bir hayata başlayıp vatan belledikleri Türkiye’de de aslında yabancıydılar kanadı kırık kuşlardı, Çocukları Peter annesi gibi Alman Yahudi köklerini daha çok benimserken Suzanne kendisini Atatürk’ün kızı doğuştan Türk olarak tanımlayarak büyür. Nitekim 18 yaşında Türk kimliğini seçer. 1945’de Gerhard’ın annesi ve ablası toplama kampında yok edilmiştir. Bu sıralarda arkadaşı Hirsch’in oğlu Enver Tandoğan dünyaya gelir. Susy apartmanlarındaki Demir’le birbirlerine hayran büyür, üniversiteye giden iki genç İstanbul’da 6-7 Eylül olaylarının yaşandığı günlerde sevgili olur ve evlenir. Susy evlenmeden önce kızları Sude’ye hamiledir. Sude her ikisi de sol görüşlü, siyasetle yakından ilgili Yahudi anne Müslüman babayla büyür. Hayatının ilk darbesini henüz 4 yaşındayken 1960 yılında