insanoğlu nasıl olur da kaçar yağmurdan?
sokağa çıkıyorum, etrafa bakıyorum
herkes aceleyle koşuyor.
elleri saçlarını kapatmış,
rüzgardan uçan şemsiyelerini taşıyorlar.
hiç anlamam.
insanoğlu nasıl olur da kaçar yağmurdan?
bulutların göz yaşlarından.
Benim mezarlarımda ölü yok;
Hep yaşamış olanlar var..
Anılarımda bir yer
Dinmeksizin acıyor,
Günbegün, Bundan.
Güldüğümü görenler
Bana bakıyor, Görüyorum..
Ağlasam geçer,
Biliyorum., Ağlanmıyor.
Rüyalarda buluşalım
Yoksan bile, var sayarım
Denize yakın ya da o ormanın
İçinde duran çiçekte açalım
Belki birkaç palmiye dikerdik
Sen de biraz, biraz olsun gülerdin Gözlerinde sakladın tüm acını
Gemi batıyor, bul bir denizaltı
Yalnızlık keyfe keder olsa
Yaşlı adam, adımızı sorarsa
Biz uçarız, başka yollara
biliyordum aslında.
o gün içimde öyle kötü bir his vardı ki sanki vücudum gitmemen için yalvarıyordu. o günden sonraki her papatya da “sevmiyor” dedi zaten bana. yanlıştı bir şeyler. sen yanlıştın. biz yanlıştık. sonunun çıkmaz olduğunu bildiğimiz bir yolda yürür gibiydik. ankara grisiydi gökyüzü. aşkın getirdiği gökkuşağından eser kalmamıştı. sanki temmuzun ortasında kasvet sarmıştı hayatı. arılar konacak çiçek bulamamış etrafta. güneş doğmamak için yapmış elinden geleni. öyle ki, gözlerinin ışığı bile parlatamamış bu sefer etrafı. ayrılığın, karanlığı çökmüş dünyaya.