Atatürk'ten 27 Mayıs Anayasasına, Türkiye'ye bağımsız ve demokratik kurum anlayışını Kemalistler getirdiler. Daha dünyada "sivil toplum" anlayışının bulunmadığı bir dönemde, son derece yoksul ve eğitimsiz bir toplumda, baskıcı geleneklere karşın, geleceğin "sivil toplum"unun tohumlan birer birer atıldı. Oysa aynı dönemde, Max Weber bile demokrasiyi şöyle tanımlıyordu: "Demokraside, halk güvendiği bir önder seçer. Seçilen önder 'Şimdi sesinizi kesin ve bana itaat edin' der. Artık halk ve parti onun işine karışamazlar."
"İnsanın kendi mesleğini 'kesinleştireceği'yaşam süresi çok kısa ve değerlidir. Toplumsal yaşam içinde zaman kaybı, 'boş konuşma' lüks, sağlık için yeterli olanından fazla uyku, -6, en fazla 8 saate kadar-, ahlaki açıdan mutlak olarak itiraz edilecek konulardır. Benjamin Franklin'in dediği gibi 'zaman paradır' anlamına gelmez ama önerme, bir ölçüde manevi anlamda geçerlidir: zaman sonsuz derecede değerlidir, çünkü kaybedilen her saat tanrının şanını artırma hizmetindeki çalışmadan çalınmıştır. Değersiz ve doğrudan doğruya yadsınacak bir başka şey de, etken olmayan düşünmedir, en azından meslek uğraşısı pahasına ise. Çünkü bu, meslek içinde tannının isteğinin etken bir biçimde yerine getirilmesinden daha az tanrının hoşuna gider. Ayrıca pazar günü bu işe ayrılmıştır ve Baxter'e göre, mesleklerinde tembel olanlar, zamanı geldiğinde, tanrıya ayıracak zamanı olmayanlardır."