Geleceğin dünyası ruhsuz uzmanlar ve kalpsiz hazcılar yetişecek ve bu hiçlik kendisini medeniyetin zirvesi sanacak. / Max Weber..
Derin ruh huzurunu sağlamak için bireyi susturmak gerekir. Tanrının kelamı ancak böyle bir huzur içinde işitilebilir - max weber -
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Dünyanın Büyüsü"
Sosyolog Max Weber der ki: "Zamanımızın kaderi, her şeyin hesaplanabilir hale gelmesi ve dünyanın büyüsünün bozulmasıdır."Modern sistem, hayatın içindeki o derin manayı, samimiyeti ve kalbi incelikleri maddiyatla değiştirerek yok etti. İnsan her şeyi rakamlardan, çıkarlardan ve sahte görünümlerden ibaret sandığı için içsel bir kuraklık yaşıyor. Sistemin dayattığı bu mekanik döngüyü fark edip durduğun an, ruhun o yorucu karmaşadan sıyrılıp kendi hakikatini bulmaya başlar.
TESETTÜR ve BİR HÜLYA AVŞAR KAÇ KORE'Lİ BEBEK EDER?!.
Bediüzzaman Said Nursî'nin İslâmiyet'i "insaniyet-i kübra" olarak tarif ederken anlatmaya çalıştığı bir şey var: İnsanlığımız ancak İslâmlığımızla tamam olur. İslâmlığı olmayan insanlık yarımdır. Hattâ bu öyle bir yarımlıktır ki kendisini büsbütün zararlı hâle getirir. Yol açmayı sağlayan dozerin bozulunca "kaldırması en zor engellerden birisine" dönüşmesi gibi; insan da; bozulunca hayrın önündeki en büyük engellerden birisine dönüşür. Açması gerekeni kapar. Tarih böylesi zulümlerin en sarih şahididir. Biraz daha detayına indiğimizde ise, mürşidim, bu durumun hikmetini şöyle tarif eder: İnsan "olabilecekler potansiyelini doldursun diye" kuvvelerine had konulmadan yaratılmıştır. Kuvve-i gadabiye (korunma güdüsü), kuvve-i şeheviye (arzulama güdüsü) ve kuvve-i akliye (zararlıyı faydalıdan ayırma güdüsü) bir ölçüde serbesttir. Bu serbestlik ona "herbir bir ferdi bir tür değerinde" farklı olabilme yeteneği kazandırırken aynı zamanda imtihanının da kaynağıdır. Yâni sâir canlılarda ancak iki tür arasında söz konusu olabilecek nüanslar insanın iki ferdi arasında mevcuttur. O kadar başka âlemlere, meraklara, heveslere, gayretlere, yönelişlere, açılımlara vs. sahiptirler. Üstelik hayata tutunuşu da ancak bu kuvveler sayesinde mümkündür. Bir insanda korunma, arzulama ve zararlıyı faydalıdan ayırma güdüleri olmazsa yaşamayı da başaramaz. Ancak şu da var: İrâdesinin dizginini büsbütün bunlara bırakırsa bu defa da bencilliğinin ateşinde dünyayı yakar. İşte "Şeriat" da tam bu noktada devreye girer: **"Her ferdin aklı, adaleti idrâkten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyaç vardır ki, fertler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun ancak Şeriattır. Sonra, o Şeriatın tesirini, icrâsını, tatbikini temin edecek bir merci, bir
Tesettürlü olmak
Selam 1K… Bugün ele almak istediğim konu: enflasyonun sosyal hayata etkisi. Bu hepimizin bir şekilde muzdarip olduğu bir mesele. Ama biraz daha derine inmek gerekiyor bence. Çünkü enflasyon yalnızca ekonomik bir problem değil. Hatta en tehlikeli tarafı ekonomi kısmı bile değil; insanı ve toplumu değiştirmesi. İnsanların birbirine bakışını, konuşmasını, güvenmesini, hatta hayal kurma biçimini değiştirmesi… Çünkü bazı şeyler sadece cebimizden eksilmekle kalmıyor; karakterimizden, sabrımızdan ve toplumsal bağlarımızdan da eksiliyor. Eskiden televizyonlarda “enflasyon canavarı” diye yeşil bir dinozor gösterilirmiş. Belki çocukken sizlere biraz komik gelen o figür, yıllar sonra toplum psikolojisini anlatan gerçek bir metafora dönüştü. Çünkü enflasyon dediğimiz şey sadece markette değişen fiyat etiketi değil. Biraz da insanların huzursuzlaşması, tahammülünün azalması ve sürekli bir kaygıyla yaşamaya başlamasıdır. Bugün insanlar bir kafede otururken bile rahat hissedemiyor. Menüye bakarken önce fiyat hesaplıyor. Bir markete girildiğinde insanların zihninde ihtiyaçtan çok “Acaba neyi alamayacağım??” düşüncesi dolaşıyor. Toplumda sürekli bir eksiklik hissi oluşuyor. Ve bir toplum sürekli eksiklik hissederse, zamanla birbirine karşı da sertleşmeye başlar. Bence enflasyonun en büyük zararlarından biri insanların gelecekle olan bağını koparması. Çünkü geleceği olmayan insan sadece günü kurtarmaya çalışır. Max Weber modern toplumda bireyin rasyonel kararlar alabilmesinden bahseder ama bugün insanlar uzun vadeli plan yapamıyor bile. Kimse yarının fiyatını kestiremezken geleceğini nasıl planlasın?? Herkes biraz daha “bugünü çıkarma” psikolojisiyle yaşamaya başlıyor. Bir başka problem ise sınıfsal ayrımın daha görünür hale gelmesi. Karl Marx’ın dediği gibi toplumların tarihi biraz
1000Kitap
Bir Max Weber Konferansında Konuşulanlar
Weber, her iki ders başlığında da geçen ve modern zamanlara uyarladığı üçüncü bir dinsel kökene sahip kavramı kullanarak—Almanca Beruf, yani bu ciltte “çağrı”, “meslek” ya da “iş” olarak farklı biçimlerde çevrilen sözcük—hem ideallere duyulan ihtiyacı hem de dünyaya dair ampirik temelli bir değerlendirmeyi, yani içsel bir tutku ile gerçekliğin açık sözlü bir anlatımını birleştirir. Böylece Weber, çağrıyı verebilecek tanrıların ortadan çekildiği, sessizliğe gömüldüğü ya da modernitenin rasyonel yapıları içinde boğulduğu bir dönemde, “gerçek bir çağrı”ya dair paradoksal kavramı ifade edebilmek için, on yılı aşkın bir süre önce Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserinde ortaya koyduğu ve yaşamının son on yılında dünya dinleri üzerine yürüttüğü kapsamlı çalışmaların bir parçası olarak sürekli geri döndüğü Kalvinizm analizinden yararlanır. Weber için meslek/çağrı iki anlama sahiptir: biri geleneksel dinî anlamdır, yani Tanrı’dan gelen bir çağrı; diğeri ise profesyonel anlamdır, yani kişinin işi veya mesleği. “Çağrı”, hem bireysel bir uzmanlaşma biçimini hem de toplumsal bir kategori ya da örgütlenme biçimini ifade eder. Weber’in, on altıncı yüzyıl Fransız teologu John Calvin okumasında, kişinin çağrısını yerine getirmesi; hem bireysel bir inanca göre hareket etmesi (gerçekten belirli bir şey yapmak ve hizmet etmek üzere çağrılmış olduğuna inanması) hem de toplumsal dünyanın birey-ötesi, uzmanlaşmış ve rasyonel bir örgütlenmesine uyum sağlaması anlamına gelir. Bu özgül Batılı “meslek” anlayışı, anlam sorununa olası bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Anlam sorunu ya da anlamın yokluğu, büyük ve kaçınılmaz bir sekülerleşme sürecinin ya da dinî inanç ve pratiklerin genel bir zayıflamasının sonucu değildir. Weber, Calvin’in Hristiyan Dininin Temelleri (Institutes of
Felsefe