"Sanırım, annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilmeyecek görevler: Mission Impossible. Hakikatleri, budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. Çocuklarla ilişkimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. Çünkü nasıl ki kendimizi tanımıyorsak, haddimizi bilmiyorsak, bilincimizin çarkları oksitlenmişse; dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa.. Çocuklarımızı da sevmekten aciziz. Körtütük köleliğimizi ve/ ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. Dolayısıyla her çocuk, bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor."
"Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde, kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam, baltayla nakış işlesem, cehennemde yelpaze satsam.. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde, gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor. Kredi kartı faizi, işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharın tırmanışı, erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor, Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler, uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor."
"Bazı kayıplarımız, bizden başka şeyler de alır götürür. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. Mağlubiyet; özgüven ve azimden pay kapar. Başarı ve ödül, tevazuyu tırtıklar.."