Yani bu dediğime de tam inanma ama sır, sırsız olduğumuzu kimsenin bilmemesidir, buna kendimiz de dahiliz. Sırsızlık ifşa edilmesin, anlayana peki denilmesin, sır budur, sırra böyle dönüşülür dünyada. Çünkü bizim sırlanacak katmanlarımız yok maalesef, hayallerimiz var.
Aziz bu serazatlıktan, boyunduruksuz gezmekten fevkalade memnundu belli değildi ama öyleydi. Bir oda, bir ocak, bir lokma ve zihni ona kafiydi. Yeter ki didilmesin, bir tabiat örtüsü, bir taş duvar, bir yaşlı teke gibi yaşayabilsin.
Acaba bir oyunda mıyım yoksa bu gerçek mi, bu Baba’nın dediği gibi mekaniği olan bir şey mi, kurulduğum için mi dönüyorum, salladığım için mi sallanıyorum, aslında ayağım kaydığı için mi yol aldım sanıyorum
Aziz korku ile karışık bilmediği bir dalgınlık tarafından kefenlenir gibi sarıldığını hissediyordu. İşin tuhafı böylece sanki vücudunda bir bütünlük, kendi mumyalanışında bir kaldırılıp tekrar kullanılmayacak olma saadeti buluyordu.