Christian Friedrich Hebbel’in 1854 yılında yazdığı “Gyges ve Yüzüğü" adlı beş perdelik tragedyası “Platon'un” antik alegorisini romantik dönemin psikolojik derinliğiyle yeniden yorumlar. Oyun, “iktidar, onur ve görme eyleminin yıkıcı gücü” üzerine kuruludur: Kral Kandaules'in, karısı Rhodope'nin güzelliğini Gyges'e zorla göstermesi, bir "görülme" trajedisini tetikler. Rhodope'nin bedeni politik bir nesneye dönüşürken, Gyges vicdanıyla savaşır; Hebbel, bu üçlü çatışmada “kadının toplumsal konumunu, eril iktidarın yozlaşmasını” ve “bireyin yazgı karşısındaki çaresizliğini” Hegelci bir diyalektikle işler. Oyunda/kitapta yalnızca antik bir öykü değil, 19. yüzyılın cinsiyet ve iktidar kodları da sorgulanır. Trajedi, gücün görünmez yüzüğünün aslında "bakışlarımızda" gizli olduğunu fısıldar.
Doğrusu dil kullanımı ve hikaye akışı bağlamında metinde dinamiklik söz konusu olsa da günümüzde artık oldukça arkaik kaldığıda bir gerçek. Günümüz okuru için ideal bir metin olsa da bir çok seyirci için yönetmen ve Dramaturg pırıltısına ihtiyaç duyan bir metindir. #k:218975ch Christian Friedrich Hebbel
Yazarın mahlas ile kaleme aldığı okuduğum ilk kitabı. Kısaca kitabın konusu; ülkesine yıllar sonra bin türlü badireler atlatarak dönen kahramanımız kardeşinin kaçak babasının ise ülkesine ihanetten (Alman ajanı) olarak hapis yattığını öğrenir. Fakat kardeşinin ona yazdığı mektuplarda bunun iftira olduğu ailesinin ve babasının onurunu kurtarmak için oldukça tehlikeli bir göreve atılacağını bunun için abisinin ülkesine dönmesini istemesiyle başlar. Ülkesine dönünce hem kardeşini hem babasını kurtarma çabası ve bu sırada dönen polisiye olay/koşturma/ tanık/ sanık ve delillere şahitlik ederiz.
Tesadüf eseri bir sahaftan satın aldığım kitap açıkçası diğer türk polisiye zaaflarına düşeceğini düşerek başlamıştım. Yani daha öncede belirttiğim gibi genel olrak okuduğum Türk polisiye eserlerindeki suçlu/katil belliyken nedeni okuyucuya finalde iletilirken genelde yabancı yazarlarda tam tersi oluyordu. Doğal olarak okuyucu puzzle çözer gibi suçluyu/katili nedenlerle parça parça bulurken daha keyif alıyordu. İşte tamda bu kitapta böyle diyebilirim. Kahramanımız hikayesi, çevresinde yardımcıları ve onların hikyeleri adım adım nedenler/deliller ve peşi sıra gelen çözümler ve finalde öğrendiğimiz katil/katiller hain/hainler. Gerçek anlamda başarılı bir polisiye romanı diyebilirim. Kitap kurtlarının kesinlikle kaçırmaması gerek. Bir eser. Beraberinde elbette içselleştirilmiş erk söylemler bazen dikkati celp etsede görmemezlikten gelmek an sağlıklısı :) iyi okumalar. Uğursuz FotoğrafNihal Karamağaralı
Neil Simon un iki perdeden oluşan tiyatro oyunu. Sinema artisti olmam istediğini dile getiren bir kızın, 16 yıl sonra yazar olan babasının evine ansızın gelmesiyle oyun başlar. Baba-kız ve aile kavramlarının çok derinlemesine olmasa dahi ele alındığı hesaplaşıldığı bir oyun. Bununla birlikte her sektörde olduğu gibi sanat/sinema sektöründe de oyuncu-yazar veya tasarımcı olmanın ne kadar güç olduğuna deyinen oyun, Tiyatro oyun metinleri okumayın seven tüm okuyucuların okumaktan zevk duyacağı bir metin. Ben Sinema Artisti Olmak İstiyorumNeil Simon
Oyun, Gordon adında bir adamın, bir kafede ansızın ölümü ve rastlantı sonucu aynı mekanda bulunan Jean'in, Gordon'un ısrarla çalan telefonunu açmasıyla başlayan bir kara komedidir.
Oyunu az önce bir solukta okudum. Yazarın özgeçmişine de hızlı bir bakış attığımda kullandığı anlatım dilinin kadifemsi yapısı hemen ortaya çıkıyor. Şair kökenli yazarın oyun diyalog örgüsünden net anlaşılmakta. Bununla birlikte baktığımızda oyunun aslında çağımızda büyük-küçük herkesin şikayet ettiği, listenin başını çeken telefon bağımlılığının bireylerin hayatına nasıl girdiği ve nasıl örümcek bir ağ yumağında olduğunu anlatıyor. Bu kısmı net okuyucu anlıyor. Ama merak öğesi bir noktadan sonra biraz azalıyor. Peki ne olacak heyecanı kayboluyor ne olacaksa olsuna dönüyor. Ama tabii kitabın bir tiyatro eseri olduğu ve muhtemelen sahnelenmesinde bir çok nokta ile seyirciyi etileyeceği ve eksik yanlarını tamamlayacağını biliyor ve hissediyorum.
Ölü Bir Adamın Cep TelefonuSarah Ruhl
Yazarı belli olmayan tipik bir ortaçağ dinsel (kilise) oyunlarından. Kaba güldürü çizgilerinin mevcut olduğu meydanlarda oynanacak şekilde kaleme alındığı bir komedi oyunu. Bizdeki orta oyunlara benzer yapıda olan oyuna baktığımızda zaman bir avukatın eşiyle birlikte maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle giysilerinin eski olmasından şikayet ederlerken avukat eşine çözüm bulacağını söyler evden ayrılır. Bir kumaşçıdan eşine ve kendine kıymetli bir kumaş alıp eve dönen avukat parayı evde ödeyeceğini dükkan kapanınca eve gelmesini söyler ve kumaşçının dükkanından ayrılır. Akşama doğru avukatın evine gidince eşi ve avukat kumaşçıya oyun yaparlar ve onu “dolandırıp” evden gönderirler. O sırada kumaşçı bir çobana hayvanlarını çaldığı için dava açacağını söyler. Çoban da avukatın yanına gelir ve davada yardımcı olmasını karşılığında ciddi bir ödeme yapacağını söyler. Avukat hemen davada haksız olan çobanı nasıl haklı çıkaracağı oyununu anlatır. Mahkeme günü kumaşçı avukatı karşısında görünce dolandırıldığını anlar ve hakime öfkeyle hem avukatla yaşadığı hem de çobanın onu nasıl kandırıp hayvanlarını çaldığını karıştırarak anlatması yüzünden sinirlenir. Avukat bu durumu da fırsat kollayarak çobanın akıldan yoksun olduğu yönünde hakimi ikna eder. Devamlı “me” demesini istediği çoban ne sorulursa “me” diye yanıtlar. Böylece hakim kumaşçıyı bir daha dava açmaması ve bu davada haksız bulur gönderir. Avukat parasını almak istediğinde çoban ona “me” diye cevap verir. Avukat anlar ki artık parasını alamayacağını ve oyun biter.
Kandırsan-kandırılırsın hak yersen hakkın yenir mesajını oldukça kaba komedi ve basit bir olay dizisiyle yazar anlatmıştır.
Avukat Pierre Pathelin Farsı-Ortaça