Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Açık esmer tenli, uzun boylu erkeği görünce nefesim kesildi. Bu alelade bir peri değildi. Tamamıyla göz kamaştırıcıydı. Koyu renk saçları dağınık bukleler halinde biçimli elmacıkkemiklerine düşüyordu. Gümüş rengi gözleri ayışığı gibi parlıyor, kalın ve koyu renk kirpiklerini kırpıştırarak bana bakıyordu. İnsan olsaydı sanırım yirmili yaşlarda olurdu ama duruşu ve yüzündeki sert çizgiler çok, çok daha yaşlı görünmesine neden oluyordu. Dolgun, yumuşak dudaklarını büzerek beni inceledi, ardından elini uzattı. "Bu dansı bana lütfeder misiniz, leydim?"
"Hadi git bakalım," dedi önümde duran kadın. "Sıra sende. İnsanları bekletme."
"Öylece...atlayayım mı?" diye sordum."
Kadın kahkaha attı. "Hayır, şapşal. Atlarsan doğruca nehri boylarsın. Suyun üzerindeki geçide yürümelisin. Orada olduğuna inanmalısın, yoksa işe yaramaz."
"Bekle beni," diye fısıldadı.
Beklemeyecektim. Bekleyemezdim. Bu sözleri ondan duymanın verdiği güzel his yine de bir bıçak yarası gibiydi. Sebastian'a karşı olan hislerimin dikkatimi dağıtmasına izin veremezdim. Önemli olan tek şey, Jas'a ulaşmaktı.