Şimdiye kadar okuduğum en faydalı finans/işletme kitabı oldu. Gereksiz veya sıkıldığım bir bölümü olmadı. Dolu dolu ve bir işletme kurmak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.
Uzun ve içi dolu bir kitap. İlk yarısı işletmecilik ile ilgili, ikinci yarısı ise kişisel gelişime yer veriyor. Genel olarak verdiği bilgiler doğru ve pratik edilebilir.
Nisan Yağmuru
Rabbimizin "Habîbim" dediği bir Ebr-i Nisan.
Peygamber Efendimiz'i (sav) anlatan kısacık bir kitap. Kısa ama öz.
O (sav), çölleri cennet eyleyen Ebr-i Nisan/ Nisan Yağmuru
Rabbimiz O'na Habîbim dedi.
O'nu anlatan güzelleşti.
O (sav) hep "Ümmeti" dedi... Ya biz?
O (sav) ancak Âlemlere Rahmettir.
O rahmet sayesinde; çöller yeşerdi, gönüller yeşerdi, iklimler yeşerdi.
O rahmet sayesinde; mazlumların yüzü güldü.
O rahmet sayesinde; insanlar cennetin yolunu öğrendiler. Ebedî kurtuluş kapısını buldular.
Nisan YağmuruMuhammed Ali Eşmeli · Yüzakı Yayıncılık · 20171 okunma
P.Stratern bu kitabda fransiz filosof ,rizaziyyatçi ve elm adami Rene Dekartin heyat ve felsefesini xulase formada oxucuya çatdirir
Aristo Sokrat Platondan sonra esler boyunca sönmüş felsefe xvı yüzillikde Dekarla yeniden canlanmağa başlayir.Dekart modern fəlsəfənin qurucusu sayılır. O həm də cəbr və həndəsəni birləşdirən analtik həndəsənin ixtiraçısıdır ki, bununla həndəsi məsələlərin cəbri həlli mümkün olmuşdur. Fəlsəfəni dinin və siyasətin təsirindən qurtarmağa çalışmış önəmli bir filosofdur
Əsas əsərləri “Metod haqqında mühakimə”,” Metafizik düşüncələr” və “Fəlsəfənin prinsipləri” əsərlərini göstərmək olar. Dekart eyni zamanda həm yeni, həm də köhnə dövrün nümayəndəsi hesab olunur.Bir tərəfdən o, fəlsəfəni yeni, etibarlı təməllər üzərinə oturtmağa çalışır.Digər tərəfdən isə o, sxolastik ənənəyə sıx bağlıdır, bu da onun Tanrının mövcudluğu ilə bağlı irəli sürdüyü arqumentasiyaları ilə təsdiq olunur
Paul Strathern ağır fəlsəfi dili çox sadələşdirərək yazır. Ona görə bu kitab fəlsəfəyə yeni başlayanlar üçün çox uyğundur. Oxuyarkən həm Descartesin həyatını öyrənirsən, həm də onun ideyalarının bugünkü dünyaya necə təsir etdiyini anlayırsan.90 Dakikada Descartes kitabı, filosof René Descartesın həyatını və düşüncələrini sadə, qısa və axıcı şəkildə izah edən fəlsəfə kitabıdır.
90 Dakikada DescartesPaul Strathern · Gendaş Kültür Sanat Yayıncılık · 1998151 okunma
Sait Faik Hikâye Armağanı kısa listesinde yer alan DBR'nin benim açımdan çok özel bir yanı var: Kitaba adını veren öykü Yük Edebiyat'ta yayımlanmış. Üzeyir Karahasanoğlu'na bize emanet ettiği bu güzel öykü için teşekkür ederim. Fakat bununla da sınırlı değil. Öyküyü çok sevdiğim için yayımlanmasını bekleyemeden öğrencilerime okumuş, beraberce yorumlamaya çalışmıştık. Dolayısıyla kitabın bütünsel anlamda metin okuma derslerini destekleyici bir özelliğinin olduğunu vurgulayarak başlayayım. DBR, "Maziyi Bozmak" ve "Mayıs Papatyaları" isimli iki bölüme yayılan 11 öyküden oluşuyor. Birinci bölümün özellikle de ilk iki öyküsü tarihsel dokuya uygun bir dille örülmüş. Diğer öykülerde de zamanın ruhunu yakalamak adına özel bir dil çabası var. Bu da maharetini gelişigüzel değil; edebiyatın ruhuna uydurmaya çalışan, gösterişten uzak, kaliteli bir yazarla karşı karşıya olduğumu gösteriyor. Özellikle ilk bölüm öykülerinin kendini hemen açık etmeyen yoğunluğu dikkat çekici. Yani öyle dur durak bilmeden, sular seller gibi okunacak öyküler değildi. Ağırlığına uygun ciddiyeti şart koşan, yeterli özeni göstermeyeni tökezletip başa sardıran öykülerdi. Bölümleri kabaca değerlendirdiğimde ilkinin geleneksel, ikincinin modern içerik ve üslupla yoğrulduğunu gözlemledim. Tasavvufla ilişkimizden bireysel açmazlarımıza; insanın insanla, toplumla ve doğayla ilişkisinden kuşakların algı farklılığına varan geniş bir konu yelpazesi vardı. Birkaç öyküyü iki parça halinde değerlendirdiğimde bağlantılarını biraz zayıf görsem de önemli boyutta bir sorun olarak algılamadım. Gerek konu gerekse de biçim açısından büyük iddialara girişmeden, beri yandan sadelikten de sanat çıkaran bu çabayı dikkate değer buluyorum.
Dünya Bir RüzgarÜzeyir Karahasanoğlu · Vapur Yayınları · 202511 okunma
SAVAŞIN KIZILLIĞINDAN BARIŞIN MAVİLİGİNE| 03 HAZİRAN 2018
“…Biz gece yürürdük, Sırplar gündüz. Bir onlar öne geçerdi, bir biz.
Ormanda ne bulduksa yedik.Meyve yedik çokça. Böyle böyle Tuzla’ya kadar geldik.Tuzla’da Müslümanlar ve Sırplar çarpıştı. Araziyi bilmiyordu onlar. Çabuk dağılıyorlardı. Bizimkiler de kolay avlıyordu. Kayıpları fazla olunca on iki saat ateşkes istediler. Bu sırada bizden üç bin kişi geçti Tuzla’ya…”
Derviş Bey böyle anlatıyor ölüm yürüyüşünden sağ kurtulanları. Uyku yok, yemek yok, su yok, silah yok!.. Temmuz ayı ve sıcaklık çok yüksek. Yollar engebeli ve çetin. Yanlarına aldıkları biraz ekmek ve şekerle çıkmışlar yola. Sonrası Marş Mira yürüyüşünde gördüğümüz toplu mezarlarda ve Derviş Bey’in anlattıklarında.
Savaş bitip sular biraz durulunca yakınları hep dönecekler diye beklemiş. BM’ye başvurmuşlar kayıpları için. “ Boyu şuydu, kilosu bu ; sarışındı, esmerdi…” Bekliyorlar dönecekler diye. Keşke diyebilsem bugün Potoçari’ ye 10 Temmuz’da giriş yapan yürüyüşçülerimiz gibi ölüm yolunun esas kahramanları da dönebilselerdi ve Bosna’nın hikayesi bu olsaydı. Ne var ki bu hikaye Potoçari’deki binlerce şehit mezarı , akü fabrikasının kanlı duvarları, kurşunlarla delik deşik edilmiş Boşnak evleri , camileri…
Potoçari! Hayatı kim bilir ne çeşit bir felaketle son bulan binlerce şehidin şehadetine kavuştuktan yıllar sonra yanı başlarında dua edilebilecek bir mezar taşına kavuştukları yer. Göğsüne yaslandığım acılı bir annenin içli içli akıttığı göz yaşları ve gösterdiği metanet karşısında hıçkırıklara boğulduğum için kendimden utandığım, sonunu göremediğim şehitlik .İnsanlığımı sorguladığım ,zamanında bu felakete göz yumanlar yüzünden sadece el açıp dua etmekten , onlara: “ Biz varız ve buradayız .”