bArış

bArış
@mbrs
113 okur puanı
Eylül 2021 tarihinde katıldı
eğer bir gün hayatım sana gerekecek olursa gel ve al onu
Reklam
Bense yaratma keyfini tatmış birinin başka hiçbir şeyden keyif almayacağını düşünürüm hep.
Hayatı olduğu gibi betimlememek lazım, nasıl olması gerektiği gibi de değil elbette.
Siyah
Kapı kapandıktan bir süre sonra çivi gibi çakılı kala kaldığım Kapı girişinden merdivenlere yöneldim. Aklıma sessiz sorularımın sesli cevapları takılmıştı. Cevapların hepsi bana ait ve üstüne varlığımın temelini kurduğum öz be öz benim cevaplarımdı. Sorularım sorulmadan cevaplarım bir başkası tarafından çalınmıştı. Sıcaklık buz kesti. Ter attım. 40 yaş sonrası bedenimi bu kadar yüklemiş olmamdan dolayı peşime düşmüş yüksek tansiyon eşlik ediyordu şu an bana. Bedenimi ve aklımı hep yüklerdim. Bu Düşüncelerden kaçmanın tek yoluydu. Nadir yakaladığım güneşle eğlenip kapardım yine kendimi kendi parmaklı kafesime. Baş dönmesi ile adımımı atar atmaz ilk adımda kapının eşiğine kapıya taş kütle gibi çarpıp büyük bir gürültü ile yıkıldım. Kararmıştı aklım bir tutam maviye ihtiyacım vardı. Yere düşüş sonrası baygınlığının sınırında bile aklımın beni zorlamasına dayanamıyordum. Giydiği her şey siyahtı şu an ortamın da olduğu gibi. Maviyi seven bir insanın bu kadar siyah olmasının manası ne olabilirdi diye aklım mırıldanırken, Çarpmanın şiddeti aklımı çoktan karanlığa götürmüştü. Siyah zifiri..
Hoşgeldin
“Başka bir türlü bir şey” deyip ve elindeki kalemi öfkeyle fırlattı havaya… havada uçuşan aslında kalemi değildi. 39 senedir söyledikleri sözlerden daha çok olan söyleyemedikleri sözlerin harfleri, sözcükleri ve o sözcüklerin hikayeleriydi… bu hikayelerin sessiz kahramnı olmaktan dolayı en çok kendisine öfkelenirdi. “Neden? Neden?” dedi iç sesi usulca.. yine naif… haykırışı bile aklının ağırlığıyla bastırılmıştı.. alaycı güldü kendine.. hayatında hayırın bile kendisi yerine sembolleri yok muydu? Gözleri tekrar kaleme takılınca kalemin havadaki seyahatinin taş zeminde kalp kırıklığı ile sonlandığını gördü… dört bir yana dağılmıştı kalemi.. taş zemin üzerinde. “Buldum” dedi. Kendine bugün koyacağı lakabı bulmuştu. Lakap o ince uzun güzel parmaklara hiç yakışmasa da .. “taş ustası” “taş ustası” diye unutmamak için birkaç tekrarladı ağızının içinde… Kendisi taşları alıp çok iyi örebilirdi… taştan yollar… taştan duvarlar… çok iyi bildiği zanaat… ikisi de taş ile yapılmış kaçış yoluydu … tek farkı birisi uzaklara birisi de kendi içine.. uzaklar deyince mavi geldi aklına.. mavinin tuzu.. o derin… kendi derinliğini saklayacak kadar büyük derinlik…. en yüksekten ve kimsenin hiçbir zaman ona yetişemeyeceği koşar adımlar ile mavi patiskaya atladı… daha uzun kalabilmek için kendi içinde nefesini tuttu … “sakin”… gözlerini araladı denizden kabuk toplar gibi kalemin parçalarını bir bir topladığını farketti.. yine boş verememişti kendini kıranı toparlama huyundan… “kendimi hiç dinlememem lazım” derken kapı aralandı… silüet “hoş geldin” …. ?
Reklam