Gözbebeğim Saksıları devirdim
Stres demişti doktor uykusuzluğumun sebebine. “Stresten uzak durun” derken kedisinin elinin titrediğinin farkında değildi. Saçındaki saç kıran hastalığı aşırı stresin belirtisi değil miydi? Beynimi uyuşturmak için bir ilaç yazdı. Her zaman her doktordan aldığım geleneksel yasak uyuşturucu reçetem.
Odadan çıktım kağıdı buruşturup çöp kutusuna atacakken o iki çift göze rastlandım. Hipnoz olmuş bir şekilde göze doğru ilerlerken. “AAaa ne yaptığınızın farkında değil misiniz? Tüm saksıları devirdiniz.”
Aklım tutulmuştu. Sabah güneşini tam arkasına alıp mavi tabure de oturmuŞtu. Benden bir cevap bekliyordu. Ben ise tüm gücümü toplayıp ve nabzımı biraz olsa da kontrol edip, Işık hüzmesinden gelen sese cevap vermek istiyordum. Kelimeler yan yana gelmiyor, heceler kelimelerden ayrılıp farklı farklı yönlere kaçışıyordu. Dilim bağlanmış dudağım kurumuştu. Günün eşi karşımdaydı. “Birde aval aval bakıyor. Bari baktığınız ben mi anlayayım. Gözlerimin rengini söyler misin”
Gözüne bir el lambası tutulan bir tavşan gibi yerimden ne ileri ne geri bir adım atabiliyordum. Donakalmış Pür dikkat günün eşi Işık hüzmesine bakıyordum. Işık hüzmesi o kadar şiddetliydiki gözbebeğim küçük bir noktaya dönüştü ve sonra her yer sim siyah oldu. Siyah bir gökyüzü, siyah bir zemin. siyahlaşmamış tek şey aklımda gezen sanrılarımın esintileriydi.
“Güneş tutulmasında güneşe bakarsan kör olursun. Geçici körlük”
“ o yüzden gözbebeğim dersin sevgiliye. Sevgili hep uzaktadır ve uzaktakini görmek için o nokta büyür büyür ve gözü kaplar”
Tüm bitkilerin Ortasındaki uzun boylu bitkinin saksısının kenarıydı. İri cüssem saksıyı devirmiş hatta kırmıştı sanırım. Kırılan ufak kahverengi bir parça tam gözüme gelecekken ağaçtan kopan bir dal yere düşüp korumuştu beni.
İki farklı ton
Her sabah bir çocuk uyanır içimde.
Her şeye inat gülümseyerek.
Umursamadığımdan değil, duyumsadığımdan hayatı.
Hesapsızdır yaşamak, alıp verdiğim nefes bile emanetken.
Ve ekler…
Daha son sözü söylemedi hayat;
Belki yarınlar, mutlu sonlar var?
Nazım Hikmet