bArış

Bir insanı özlüyor olmanız ona dönmeniz gerektiğini göstermez. Bazen özlemeniz gerekir. Bir sabah uyanıp artık özlemediğinizi fark edene kadar
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kendimi yüreğimin ölçüsüz ölçüsüne bırakacaktım.
sıra bende
Uzandığımız yerde kokumuzun sarhoşluğu ile sızıp kalmıştık. Teninin teri tenimin kokusu olmuştu. Kokuların bütünleşmesi buydu. Koynumdaydın. Saçların yüzümde kolum altına sıkışıp kalmıştı gönlümün ferahlığında. Huzur ve mutluluk belki sadece sonsuzluğun içideki bir anda gizliydi. Ne garipti her anı lastik gibi çekip uzatmak isteğim. Lastiğn de bir uzama boyu vardı tabikide.. izafiyet teorisi ışık hızında geçerliydi. Zamanın uzaması.. bedenim ışık hızına uaşamayabilirdi. Ama aklımın içinde kalbime yuvarlanan ateş topları hepsi ışık hızında akmıyorlardı sanki. Onu sevdiğimden geliyordum buraya. Özleştirdiğim yeşil ve maviye. Kimsenin bilmediği, kendisinin bilmediğini mavi ve yeşil bilirdi. Asiydi ve ben de bir o kadar mavi. Islandı gözlerim. Onsuz kaç defa gelmiştim buraya. Kaç defa haykırmıştım bilmediklerini ve bilmediklerimi. Asıl açmaz içinde olan bendim belki de. Kendini bedenlerde yoğuran bir kadının yanında ağaç ve mavi ile dertleşen bir adam. Sonumun yaklaştığını hissettim. Ayağa kalkmam lazımdı. Ama başını nereye koyacaktım sevdiceğin. Kendimi ne kadar naif tarifledim diye güldüm.. kendini beğenen narsist naif maske diye alayladım kendimi. Cesaretle kendimi çektim kokunun cezbinden. Bu sarsıntıya rağmen gözlerini açıp uyanmadı. Şimdi gerçelik oyunun sırası bendeydi.
pamuk şekeri
“Yeşili hiç sevmem. Mavidir kucaklayıcı.” Diyerek bıçak sırtı gibi keskin kayanın üzerine çıktı. Korkmuştum. Ayağı kalkıp elini tutmaya kalksam bırakırdı kendini. Hiçbir çaba göstermeden bu şekilde kalsam kurgunun şuan sonlanma olasılığı ise bir ömür boyu sırtımda taşıyacağım kamburum olurdu. “ben pamuk şekeriyim.” Aklım donmuş dediklerini anlamaya çalışıyordum. “bir o kadar devasal bir o kadar küçük. her yerine bulaşırım beni ağıznda hapsedeceğini düşünen kişinin. Bir nevi ağızda erirken tohumlarını bulaşık şekilde dağıtan arsız bir kiraz ağacı gibi. Pembeyim yani. Hayalim. Sonum sonsuzluğun” olacak dedi. Ter boşaldı vucudumdan. Sözleri esrar etkisiyle beynimin kıvrımlarında dolaşıyordu. “kelebeğim ömrü yedi günmüş.” Dedim yüksek sesle. Benden bu tepkisel sözleri hiç beklemiyordu. Şımarık tavrı benim bu sözlerimle bir son bulmuştu. “yani kelebekten mi vazgeçeceksin?” Asla diye bağırmak istedim. Asla. Ama bu sözüm onu daha da özgüvenli şımarıklık denizde yüzmesine sebep olacaktı. Dişlerimi sıktım ve ellerim yumruk sustum. “7 gün değil benim ömrüm. Adım sonsuzluk.” Alaycı tavır ile baktım ve küçükten olduğu gibi kendimi yere bırakıp gökyüzüne daldım. “delisin sen. Dişlerini sıkma lütfen” sözleriyle gökyüzümden ayrıldım. Usulca bana sokuldu. Sonsuzluğun resminde yanı başımda göğsümde yatıyordu.
Son
“Sonzulukta buluşalım.” Mesajını okur okumaz ellerim titredi. Mesaj ile birlikte gönderdiği fotoğraf ürpertmişti. Kimbilir kaç sene öncede boşlukta sallanan ayakkabıların bulunduğu kareyi yeniden görmenin kaygısıydı belki de. Arabama binip son gaz sonsuzluk adını verdiğimiz ormanlık alanının sonundaki rampaya çıktım. Bir ucunda yeşilin bir ucunda mavinin uçsuz bucaksızlığı vardı. Keskin ayrımın en ucunda oturmuş beni bekliyordu. “senden başka kimse gelmezdi. Hayatımın tek şahidi sensin.” Bu cümle dizgisi doğru muydu bilmiyordum. Bildiğim hayatının sadece ufak bir parçasıydım. Boynuna baktım morluk var mı diye? Yanılmamıştım öfkesini bir başka bedenin içinde kavurup söndürmeye çalışırken, bir başka beden o sevişme kızgınlığında morartmıştı vucüdunu. Çok öncelerden okuduğum romanın kahramını ADA’yı andırıyordu bana… öfkesi bu gecelerden sonra dinmiyordu. Nedeni buydu. Tam tamına dört sene sonra sonsuzluğun sınrında buluşmamızın sebebi. “sonsuzluk var mı? Hepimizin zaten sonsuzluk içinde sonlanmıyormuyuz ki?” Yine o sıralı sorular. Beynim yetişemiyordu. “aklın mı tutuldu yine?” Evet diyebilsem bir rahatladırdım. “komiksin?” deyip kocaman bir kahkaha savurdu sonsuzluk ses alemine. Sesler sönümlenmezmiş diye okumuştum bir yerlerde. Saçma sapan dini bir savı savunan bir yazıda sanırım. “senin için sonsuzluk ne?” Tam kurumuş dudaklar ile cevap vermeye çalışırken. “sen duygusal arsızın birisin. Cevabın beni tatmin etmez ki.” Aklımdan ve sözlerimden bir adım ötedeydi. Yine de “Gözlerin” diye mırıldandım. Yosuna dönmüş kendi gözlerim ile gözlerine bakarken.