• İlahi Hitap da Nass Olgu İlişkisi
    Tefsire Giriş:
    Kur'an hitabı ile ilk hitap çevresindeki muhatap kitle arasındaki ilişki son derece canlı, dinamik, diyalojik ve diyalektik bir ilişki olarak gerçekleşmiştir. Bunun Kur'an metnindeki en müşahhas örneği, "yes'eluneke" (Sana soruyorlar) lafzıyla başlayan ayetlerdir. Kimi zaman sahabiler, kimi zaman Kureyşli müşrikler, kimi zaman Yahudiler Hz. Peygamber'e birtakım sorular sormuş, bu soruların her biri hakkında müstakil ayetler inmiştir. Mesela, Hz. Peygamber'e helaller, haram aylar, yetimler, içki ve kumar gibi meseleler hakkında sorular sorulmuş ve bu soruların her biri hakkında ayet inmiştir (Bakara 2/189, 217, 219, 220). Yine Hz. Peygamber'e farklı maksatlada kıyamet, ruh, Zülkarneyn hakkında sorular sorulmuş ve bu sorular için de birçok ayet inmiştir.(A'raf 7/187, İsra 17/85, Kehf 20/83). Bütün bunların dışında, bazı sahabilerin gereksiz sorular sormaları üzerine, "Ey iman edenler! Size izahı yapıldığı takdirde, müteessir olmanıza yol açacak konular hakkında soru sormayın" mealindeki ifadeyle başlayan Maide 5/101. ayet inmiştir. Bu ayetlerin açıkça belgelediği üzere Kur'an kendi nüzul ortamında olup bitenler hakkında konuşmuş ve ilk muhatap kitle tarafından da anlaşılmıştır. Fakat burada söz konusu olan anlama, özne-nesne ayrımının ayrışmasına dayanan, başka bir ifadeyle, yazılı bir metnin dil, anlam ve yorumbilim açısından incelenmesiyle yazarın niyet ve maksadının keşfedilmesini amaçlayan faaliyetten çok farklıdır. Aslında Kur'an'ın ilk muhatap kitle açısından anlaşılması büyük ölçüde Hz. Peygamber'in tebliğ ve temsil pratiğinin anlaşılmasıdır. Çünkü Kur'an'ın ilk defa şifahi bir hitap olarak Hz. Peygamber'in dilinden sadır olduğu malumdur. Bu durum ilk hitap çevresinde Kur'an'ın Hz. Peygamber ve onun rehberliğinden bağımsız olarak algılanmadığını söylememize imkan tanır. İlk müslüman nesil olarak sahabenin Kur'an'ı Hz. Peygamber'in rehberliğine (Sünnet) bakarak anladığı kuşkusuzdur. (İlahi Hitâbın Tefsiri C. I. s.14-15)
  • https://youtu.be/QcARURCYMEE

    Kimi zaman çekilirim ıssız bir köşesine tepenin
    ilişirim ucuna gölün, kımıldamadığı yerde çevresindeki
    otların rüzgârda ve durgun sularına
    güneşin kendi resmini çizdiği öğle saatlerinde.
    Dal oynamaz, yaprak kımıldamaz rüzgârda;
    bir tek dalga yoktur sularda;
    ağustosböceğinin cırcırı; daldaki kuşun kanat
    çırpışı ve ne de kelebeğin vızıltısını görür,
    duyarsın; ne yakında ne uzakta ne bir ses
    ne bir nefes. Sonsuz bir sessizlik egemendir
    o kıyılarda; unuturum kendimi ve
    dünyayı sessizce orada oturduğumda;
    duyarım kol ve bacaklarımın çözüldüğünü
    uzattığım yerde; ne bedenim ne ruhum
    can verir onlara; devinimsizlikleri
    karışmıştır sanki bu yerlerin sessizliğine.

    Gökte olsun, yerde olsun dostu ve sığınağı
    mutsuzların, intihardan başka bir şey değil.

    ...bilir misin, düşünür müsün hiç açtığın yaraları
    yüreğimin ortasında? Sen uyuyorsun:
    Bense görünüşte bu denli sevecen
    gökyüzü ve her şeye gücü yeten;
    beni acı çekmek için yaratan eski Doğa'yı
    izliyorum pencereden.

    Yoksun bırakıyorum seni umuttan; evet,
    umuttan- dedi Doğa - Işıldamasın gözlerin
    ağlamanın dışında.

    Ne ki, ben
    duyuyorum kaybolduğunu o kadar çok sevdiğim
    gençlik yıllarımdan arta kalan ve silindiğini
    sevimli imgelem dünyamın, tatlı düşlerimin;
    ve son anıma kadar, adını andıkça, özlem
    duyacak ve beni ağlatacak olan

    Ne zaman ki bu yüreğim taş kesecek,
    soğuyacak ve güneşli tarlaların dingin
    ve suskun anlatımı; baharda sabah kuşlarının
    cıvıltısı ve suskun ay bulutsuz gökyüzünde,
    tepelerde, vadilerde artık ısıtmayacak kalbimi
    ve tüm güzellikler cansız ve anlamsız
    gelecekler bana; her türlü yüce duygu ve
    incelik ve sevecenlikten uzak kalacak,
    unutacağım, işte, o zaman yoksun
    kalacağım tek avuntumdan ve içimi daha az
    okşayan başka uğraşlara dalacağım;
    adayacağım ıstıraplı yaşamımdan geri kalan
    sevimsiz yıllarımı. Acı gerçeği ve
    ölümlü ve ölümsüzlerin kara talihini
    araştıracağım; insanoğlunun niçin
    yaratıldığını; kendisini hangi sıkıntıların
    beklediğini; hangi acınacak durumlarla
    karşı karşıya kaldığını; yazgının
    insanoğlunu hangi sona sürüklediğini
    ve Doğa’nın; acımızın, kime yaradığını,
    kimi sevindirdiğini;
    bilge kişilerin övgüye boğduğu;
    benim ancak şaşkınlıkla hayran kaldığım,
    bu giz dolu evrenin
    hangi yasalar, hangi kurallar uyarınca,
    hangi amaç uğruna devindiğini.
    (Alıntı)
  • Son zamanlarda çok çekmiştim. Kim bilir kaç kez duymuştum, çocuklarını"Sana kaç kez demedim mi, eve sokaktan kimseyi çağırmak yok!" diye parlayan anneleri.
  • Biz kırıldık daha da kırılırız
    Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
    Hırsız da bilmiyor çaldığını
    Biz yeni hayatın acemileriyiz
    Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
    Şiirimiz, aşkımız yeniden,
    Son kötü günleri yaşıyoruz belki
    İlk güzel günleri de yaşarız belki
    Kekre bir şey var havada
    Geçmişle gelecek arasında
    Acıyla sevinç arasında
    Öfkeyle bağış arasında..
  • Harap olmuş bir tapınağın son sütunu gibi, terk edilmiş odanın ortasında sessiz ve yalnız dikiliyordu.
  • Kurbağalara İnanıyorum kitabında yer alan düşüncelerini, öykülerinden çok sevdiğim Behçet Çelik'in #günortasındaarzu kitabı #okudum bitti.
    Kitabın arka kapak yazıları arasında yer alan Asuman Kafaoğlu'nun ifadesi: "...basit şeyler anlatmıyor, asıl anlatmayı seçtiği anlatmadıkları. Ve bunda çok başarılı." son derece doğru. Bir süre sonra başka bir kitabıyla tekrar buluşmamız lazım Behçet Çelik ile...
  • Belki de sana doğru atılan ilk adımların, son umudusundur.