Bu nasıl sıcak bir dil
8/10
·72 syf.··
2026 28. kitabı
Bayan Ming'in Hiç Olmayan Çocuğu benim için kısa hacmine rağmen büyük duygular taşıyan bir romandı. Éric-Emmanuel Schmitt son derece naif, sade ve akıcı bir dil kullanıyor; kitap sanki bir roman değil de iki insan arasında geçen uzun bir sohbet gibi ilerliyor. Özel hayatındaki kırgınlıklardan uzaklaşmak için Çin'e gelen Fransız anlatıcının Bayan Ming ile kurduğu dostluk, kültürler arasındaki farklılıkların ötesinde insanın anlaşılma ihtiyacını gösteriyor. Kitapta beni en çok etkileyen şey ise Bayan Ming'in çocuklarından bahsederken kullandığı sevgi dolu dil oldu. Sayfalar ilerledikçe bunun sadece bir aile hikâyesi değil, insanın umut etme, kendine bir anlam yaratma ve hayata tutunma biçimi olduğunu hissediyoruz. Ayrıca Konfüçyüs düşüncesinin romana yerleştirilme şekli çok başarılı; felsefe bir ders gibi anlatılmıyor, günlük konuşmaların içine doğal bir şekilde karışıyor. Bu yüzden kitap hem düşündürüyor hem de insanın içini yumuşatıyor. Bende kalan duygu hüzünden çok şefkat oldu. Kısacık bir metnin içine bu kadar sevgi, bilgelik ve insanlık hâli sığdırabilmesi kitabı benim gözümde özel kılan şeydi.
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,4bin okunma
10/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Merhaba kitap sever dostlarım bomba gibi bir kitapla karşınızdayım. Bu serinin ilk kitabını çok sevmiştim ama itiraf etmeliyim ki Beş Duyunun Kasabı beni çok daha sert çarptı. Benim için şimdiden 2026'nın en gerilim dolu kitaplarından biri oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren üzerime çöken o karanlık atmosfer, kitabın sonuna kadar peşimi bırakmadı. Hatta bazı bölümlerde öyle gerildim ki kitabı okurken parmaklarımın uyuştuğunu, tüm vücuduma ağrılar girdiğini hissettim. Hikâye, adli tıp uzmanı Soner'in Kara Dere Köyü'ndeki korkunç bir cinayet vakasına gitmesiyle başlıyor. Karşılaştığı manzara ise sıradan bir cinayetin çok ötesinde. Kurban ölmeden önce akıl almaz işkenceler görmüş, beş duyusu sistematik şekilde yok edilmiş ve göğsüne spiral şeklinde yara işlenmiş. Üstelik olay yerindeki gizemli semboller olayın sadece bir cinayet olmadığını hissettiriyor. İlk başta bir intikam hikâyesi gibi görünen olaylar ilerledikçe çok daha karmaşık ve rahatsız edici bir hâl alıyor. Acaba ilk kitaptaki Kırmızı Ritüel ile bağlantısı var mı sorularını getiriyor akla. Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey ise bazı mesleklerin insan ruhuna yüklediği ağırlık oldu. Soner ve savcı Volkan'ın hayatları normal olmaktan çok uzak. Sürekli ölümle, vahşetle ve insanın en karanlık yönleriyle yüzleşmek zorundalar. Özellikle Soner'in her gece aynı saatte kabuslarla uyanması, yaşadığı psikolojik yıpranmayı çok güçlü şekilde hissettirdi. İlk kitaptan hatırladığımız bu durumun hâlâ devam etmesi karaktere ayrı bir gerçeklik katmış. Yazar temposunu bir an bile düşürmüyor. Sürekli bir zamanla yarış hissi var ve her yeni ipucu sizi daha da büyük bir bilinmezin içine çekiyor. Ancak hassas okuyucular için küçük bir uyarı yapmak isterim; kitapta otopsi sahneleri, işkence detayları ve oldukça rahatsız edici suç
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202615 okunma
Reklam
9/10
·512 syf.·
2026 10. kitabı
Bu kitapla alakalı söyleyecek çok fazla şey var ama biraz kısa bir inceleme yazmak istedim. Kitabın ilk 150 sayfası kalan kısmına oranla daha az ilgi çekici ve daha zor okunulabilirdi bence kitabı 2 haftada bitirdim ve ilk on gün neredeyse ilk 150 sayfayı okudum ve kalanını ise bir çırpıda bitirdim öyle söyleyeyim.Kitap 2.Dünya savaşının yıktığı hayatları konu alıyor.Bir anne ve çocukları arasındaki sırların bir bir açığa çıkması ile onların birbirine nasıl yaklaştığını sayfalar geçtikçe daha da iyi anlıyoruz.Yazarın daha önce Bülbül kitabını okudum onu bu kitaptan daha çok sevmiş olsam da bu kitap da kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplar arasında.Savaşın getirdiği yıkımın yok ettiği hayatları acı şekilde gözler önüne seriyor ve özellikle son kısımları gözyaşları içerisinde okudum.Tavsiye ediyorum.
Kış BahçesiKristin Hannah · Pegasus Yayınları · 20166bin okunma
Biz birbirimizi yaralarımızdan tanıyoruz.
Puan vermedi·116 syf.··
2026 28. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 02:05
Melisa Kesmez’in son romanı Çiçeklenmeler’i minicik bir novella, hatta belki bir uzun öykü. Çağdaş öykü yazarlarının sevilen isimlerinden Melisa Kesmez, eserlerindeki kendine has üslubu ve huzur veren anlatımıyla birçok okuyucunun radarına girmeyi başardı sanırım. Benim kendisinden okuduğum üçüncü kitabı. Nohut Oda, Bazen Bahar ve Çiçeklenmeler. Üç kitabını da severek okudum ama Çiçeklenmelerdeki bazı yerler zorlama gibi geldi bana belki beklentileri şaşkınlığa uğratmak adına adına böyle ir yolu denedi yazarımız bilemiyorum. Bakalım sizler okunca ne düşüneceksiniz? :) Roman, Türkan’ın eşini kaybedişi ile dünyadaki biricik oluşuyla karşılaşmasına vurgu yaparak başlıyor. Vedalaşması sürerken aslında anlıyoruz ki... Hayatın tekdüze akıp gidişi içinde hayallerini usul usul yitirdiğini fark etmeyen, aşkın neye benzediğini unutan, bir adada tek başınaymış gibi yaşamayı benliğinin parçası olarak kabullenen, neyi beklediğini tam olarak bilmeden yıllarca bekleyen bir kadının hikâyesi... Türkan, Orhan’la yıllarını sessizlik içinde geçirdiği o evi kapatıp, kapısını ardından çektikten sonra şöyle bir cümle geçiyor aklından: “Bu eski evde bir sürü şey oldu. Ve aslında hiçbir şey.” Onunla birlikte biz okuyucular da o sessizlikte geçen anılarımızın yasını tutuyoruz. Eksik kalmışlık hissini kendi derinlerimizden duyuyoruz. Yaşamaya başlamak için ölümleri beklemek iyi bir fikir olmasa da çok güçlü bir ateşleyicidir çoğu zaman. Aynı yerden yara alanlar birbirlerini yaralarından tanıyor sanırım. Kendi yaralarınızdan çokça iz bulacağınız bir tarafı da var Çiçeklenmelerin. Aşağıya birkaç alıntı bırakıp size keyifli okumalar dileyeyim sevgili okurlar. “Kahve yapmak bana hâlâ dünyaya etki ettiğimi hatırlatıyordu. Dokunduğum bir şeyi değiştirebildiğimi, yok olmadığımı, yeryüzünden gidenin
ÇiçeklenmelerMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20267,5bin okunma
7/10
·134 syf.··
2023 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2023 00:00
Roman, küçük bir Ege köyünde yaşayan geçimini balıkçılıktan sağlayan Mustafa'nın yaşamı. Oğlu Deniz'i bir gün denizde boğularak kaybediyor. Yaşamını sürdürmek için devam ettiği balıkçılıkta bir gün denizde bir bebek buluyor. Eşi Mesude ile Samir bebeğe bakıyor. Ve bunu etrafındaki herkesten saklıyor. Mesude bebeği annesinin aradığını öğrenince kendi çektiği evlat hasretinden dolayı dayanamıyor ve bebeği annesine götürüyor. Bu sürede Mustafa ve Mesude ayri düşüyor. Ve en son Samir bebeğin annesi, bebeğe bakamayacağını anladığı zaman, bebeği mesude'ye geri götürüyor. Böylelikle mutlu bir hayat sürüyorlar Mustafa, Mesude ve Samir bebek. Deniz'i alan deniz, geri getiren deniz... Deniz özgürlük... Deniz huzur... Deniz mavilikler... Deniz yaşamak ve mucizeler..
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,5bin okunma
İçimizdeki Uyuyan Maceracının Uyanışı
10/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2023 15. kitabı
Spoiler olabilir! Kapının dışına adım atmanın o eşsiz, o geri dönülmez tehlikesi... Tolkien, edebiyat tarihinin belki de en rahatına düşkün, en sıradan kahramanını o yeşil, yuvarlak kapısından yaka paça dışarı çıkardığında, aslında sadece bir masal anlatmıyordu; hepimizin içindeki o etrafı kalın duvarlarla çevrili güvenli kozayı usulca aralıyordu. Çay saatlerinin, kızarmış ekmeklerin, kenarı işlemeli mendillerin ve pipo dumanının tütmediği bir dünyaya atılan Bilbo Baggins'in adımları, okurken kendi konfor alanlarımızdan çıkışımızın da bir provası gibi hissettiriyor. La Manchalı hüzünlü şövalye Alonso Quijano'yu düşündüm sayfalar akıp giderken... Don Kişot, hayatın katı ve renksiz sığlığına isyan edip, ruhunun açlığını doyurmak için macerayı kendi yaratmış, yel değirmenlerine rüyalarını dayatmıştı. Bilbo Baggins ise bu denklemin tam zıt kutbunda duruyor. Onun hiçbir şeye itirazı yok; o, hayatından son derece memnun, ayaklarını uzatıp kitabını okumak isteyen bir taşralı. Fakat biri "deliliğin" o onurlu cesaretiyle yola çıkarken, diğeri sağduyunun, mantığın ve aklıselimin sükûnetiyle bir kahramana dönüşüyor. Farklı yönlerden yola çıksalar da, o uçsuz bucaksız yollarda, yabancı yıldızların altında her ikisinin de ruhu aynı ateşte dövülüyor: İnsan, kendi hamurundaki gücü ancak yuvasından çok uzaklara savrulduğunda keşfedebiliyor. Kitabın o babacan, hafifçe muzip ve sıcacık anlatımı, sizi omuzunuzdan kavrayıp ateşin başına oturtan eski bir dost gibi. Başlangıçta cücelerin şarkılarıyla alevlenen o hafif, masalsı şaşkınlık, sayfalar ilerledikçe, Kuyutorman'ın karanlığına ve Yalnız Dağ'ın ihtişamına doğru ağırlaşıyor, derinleşiyor. Bilbo'nun elinde titreyen Sting (İğne) ile karanlık mağarada Gollum'un karşısında bilmece yarıştırdığı o tekinsiz, boğucu an... İşte orası,
İnceleme
HobbitJ. R. R. Tolkien · İthaki Yayınları · 201717,2bin okunma
Reklam
Reklam