Ağûş-ı Nebî'de büyüyen Ali, meydân-ı harbde en kavî müşriki altına alıp kellesini vücûdünden ayıracağı esnâda müşrikin en son müdafaası olan tükürüğü yüzüne gelince: «Kalk ayağa!» deyip düşmânına aman vermişdi.
Düşman: «Benim başımı koparmak fırsatını neye bırakdın? Hangi şey mâni oldu?» diye sorduğu zaman,
Hazret-i Ali: «Biz kılıncı Allah nâmına vururuz. Bu işe nefsim de karışdı, yarısı kendi hesabıma, yarısı Allah hesâbına kılınc vurmam» diye cevab vermişti.
❝
Var olmuş çocuğun dört mertebesi vardır. Varlık mertebelerinin ilki, meninin rahme akıp, hayatı kabul etmeye hazırlanmak için kadının suyu ile karışmasıdır. İşte bu şekilde kadının suyu ile karışmış bir meniyi yok etmek cinayettir. İkinci mertebesi, eğer bu meni, kan pıhtısı veya et parçası olursa onu ifsâd etmek, birinciyi ifsâd etmekten daha da korkunç bir cinayet olur. Üçüncü mertebe, çocuğa ruh üfürülür ve azaları belirirse, cinayet daha da korkunçlaşır. Dördüncü mertebesi ve cinayetin en ağırı ise, çocuğun annesinden diri olarak doğduktan sonra hayatına son vermektir.
❞
Altaïr bir müddet onu izledi ve sonra yazmaya başladı: "Elma'yı, Cennet Parçası'nı anlamakta, amacını ve ne işe yaradığını bulmakta zorlanıyorum; ancak kesin olarak şunu söyleyebilirim ki kutsal kökenlere dayanmıyor. Hayır... o sadece bir araç... son derece hassas bir makine. Bu olağanüstü şeyi dünyaya getirenler ne tür insanlardı acaba?"
Felsefe - ki tek bildiği, hakikati, tekte değil, çokta; ve nihayet hakta değil, bâtılda aramanın sanatıdır ve ancak sistemler arası birbirinin yanlışını bulmaktan başka ulaşabileceği hiçbir menzil yoktur- binlerce yıl zavallı aklı yora yora nihayet yirminci asrın filozofu (Bergson)da kendi kendisini dize getirmiş ve büyük imana yol vermiş gibidir:
*-- Akıl değil, onun üstünde bir şey, seziş...»
Bu filozof, aklı akılla mat ettiğini ileri sürüp yine akla
bir pay çıkarmak isteyenlere şöyle der:
*- Demek ki, aklın son merhalesi, kendi kendisini inkâr etmek demekmiş.»