Bilge Kadı ve Kavga Eden İki Adam
Bir gün köyün ortasında iki adam saç başa, yaka paça büyük bir kavgaya tutuşur. Çevredekiler ne yaptıysa onları ayıramaz ve adaleti sağlaması için bölgenin en bilge kadısına (hakimine) götürürler. Adamlar mahkeme salonuna girer girmez, taraflardan biri hemen öne fırlar. Büyük bir öfkeyle, ellerini kollarını sallayarak, nefes almadan konuşmaya başlar: "Efendim, bu adam bana iftira attı! Önce o bana vurdu, hakkımı yedi, malıma zarar verdi..." diye dakikalarca bağırıp çağırır. Kendi haklılığını kanıtlamak için lafı uzattıkça uzatır, adeta hakimin karar vermesine fırsat bile tanımak istemez. Diğer adam ise arkada, son derece mahcup, sessiz ve üzgün bir şekilde beklemektedir. Bağıran adamı sadece dinler, başını öne eğer ve sırasını bekler. Kadı, davacıları içeri alan yardımcısına (mübaşire) döner ve kulağına fısıldar:"Çok konuşan, bağırıp çağıran bu adam haksızdır. Diğeri ise haklıdır, ona göre bir karar hazırlayın." Mübaşir şaşırır. Henüz olay hakkında hiçbir delil toplanmamış, şahitler dinlenmemiştir. Merakla sorar: "Aman efendim, nasıl bu kadar çabuk anladınız? Daha olayın ne olduğunu tam olarak incelemediniz bile!" Bilge kadı, tarihe geçecek şu cevabı verir:
Evlat, haklı olan adamın içinde gerçeğin ve adaletin verdiği bir huzur, bir ağırlık vardır. O, haklı olduğunu bildiği için telaş etmez, bağırmaya ihtiyaç duymaz. Doğruyu sadece bir kez söyler ve adalete güvenir. Ama haksız olan adam, içindeki suçluluk duygusunu bastırmak ve yaptığı haksızlığı gizlemek için sürekli konuşur. Sesiyle, gürültüsüyle ve çok lafıyla haklı görünmeye çalışır. Bir olayda iki tarafı gözlediğinde, çok konuşan daima haksızlığını gürültüyle örtmeye çalışandır."