Hikayeler sarmalından oluşan bu
romanı anlatmak oldukça zor aslında.
David Martin'in çocukluğundan başlayarak, Barcelonanın en çok okunan yazarlarından biri olmasına kadar olan süreçle hikayeye giriş yapıyoruz.Yayıneviyle imzaladığı ağır sözleşme David'i mahlas isim kullanmak zorunda bıraktığı gibi gecesini gündüzüne katarak yazmak mecburiyetinde bırakıyor.Tükenmişlik ve uykusuzluk sağlığını kötü etkilemeye başladığı bir anda editör Andreas Corelli kapısını çalıyor.Sahip olduğu yayınevinin David'i ölümsüz bir yazar yapacağını iddia etmesi ve sonrası süprizlerle dolu.David'in yaşadığı evin gizemli oluşu,unutulmuş kitaplar mezarlığından aldığı kitabın evindeki daktilodan çıkmış olması ve daha da korkunç yanı evin ölen önceki sahibiyle benzer olaylar yaşaması hikayenin en sürükleyici yanları.Geriye kalan kısımda kafanızın karışacağı çok sahne var.Yazarın bunu kasıtlı yaptığını düşünüyorum.Ne kadar dikkatli okusanız da yaşananların bir sanrı mı gerçek mi olduğu ayrımına varmak oldukça zor.
Uslu bir çocuk gibi serinin üçüncü kitabına başlıyorsunuz mecburen.Akıcı ve sürükleyici.Bitirdiğimde
onlarca soruyla baş başa kalmış olsam da çok severek kısa sürede okudum.
Sanırım seri bitince tüm taşlar yerine oturacak.
Sevgi ve muhabbetle…