Aşk, güçlü ama şimşek çakması gibi kısacık bir mutluluk vaat ediyordu. O tek anın diyetini, biteviye mutsuzlukla ödüyordunuz sonra. Ama galiba bir şekilde, yine de değiyordu. Mutluluğa inananlardan değildim. Mutluluk bile ancak mutsuzlukla birlikte anlamını bulurken, sürgit sevinçler yaşayabileceğini düşünen saftiriklere gülüp geçiyordum.
Bu zombiler sofrasında hiçbir şey istediğimiz gibi olmazdı. Daha da trajigi, zaten zamanla istediğimiz bir şey de kalmazdı. Eğer tutunacak sağlam bir dalımız yoksa, dünya, bizi kırpan, güden, yola getiren; ümitsiz, isteksiz, sefil meczuplara dönüştüren, heves kırıcı bir yerdi. Hayat öldürürdü. Zaten yaşamanın nihai amacı da ölmek değil miydi?