Hiçbir şeyin benim için olmadığı fakat yine de her şeyin bana ait olduğu duygusunu taşıyordum içimde , bu , ruhumun canlı pınarlarının parçası olan ve bilmediğim yerlerde şehvet gibi aniden beni saran , en derin ve en gerçek yaşantıya dahil olmamanın verdiği mutluluk duygusuydu.
Acıların tamamı korkaktır, yaşamaya dair güçlü istek karşısında geri adım atarlar çünkü bedenimizi çepeçevre saran yaşama isteği , ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür..
Bir şey bana ölesiye acı veriyordu fakat ne olduğunu bilmiyordum ya da bilmek istemiyordum, korumam altına aldığım gencin dokunaklı ve saygılı tavrında bana acı verecek şey neydi ?
O gün bana o kadar acı veren şey , hayal kırıklığıydı.. Bu genç insanın öyle söz dinlercesine çekip gitmesiydi.. Yani beni ikna edip yanımda kalmak için hiç çaba harcamadan.. Evine dönmesi gerektiğini ilk söylediğimde boyun eğerek, saygıyla kabul etmesiydi.. Beni kendine çekmek yerine .. Bana yoluna çıkmış bir azize gibi saygı göstermesiydi.. Ve.. Beni bir kadın olarak görmemesiydi..
20 yıl boyunca varlığın her türlü şeytani güçlerinden uzak yaşayan biri olarak ben , doğanın bazen nasıl da sıcağı ve soğuğu , ölümü ve yaşamı , hazzı ve hüsranı bir kaç nefesin içine sığdırabildiğini hiç kavrayamayacaktım..