İyilik ve kötülük, insanoğlunun binlerce yıldır verdiği bir savaş. Bu savaşın çok çeşitli vücut bulduğu milyarlarca versiyon… İşte Steinbeck de Cennetin Doğusu’nda bu versiyonlardan birini etkili bir şekilde sunuyor okurlara.
İnsanı insan yapan en önemli özelliklerden biri tercih yapabilme yetisidir. Hepimiz içimizde bulunan iyi ve kötünün çatışmalarını hissederiz. Sürekli bir savaş içinde olduğumuz bu döngüde eylemlerimiz tercihlerimize göre şekillenir. Bizi diğer canlılardan ayıran tercih edebilme yeteneğimiz, kendimiz ve çevremizin hayatı üzerinde büyük veya küçük birtakım etkiler yaratacaktır.
Herkes içgüdülerini yönetmeyi beceremeyebilir. Belki doğuştan bu yetenek bize bahşedilmiştir ya da sonradan edinmişizdir. Lee ve Samuel erdemleri sayesinde diğerlerinden daha iyi bir şekilde yönetmektedirler. Yaptığımız eylemleri, davranışları birilerinden takdir almak amacıyla yapmak iyilik midir? Eğer lehimize bir amaç uğruna yapıyorsak aslında kötülük mü yapmış oluruz?
Kimi insan doğuştan kötü olabilir. Steinbeck bu durumu hilkat garibeliği olarak ele alır. Bir insanın doğuştan vicdanı yoksa eksiktir onun gözünde. Bu düşüncesinde de oldukça haklıdır. Kişi yaptığı kötülüğü normal görecektir. Çünkü hiçbir zaman bundan dolayı kendini sorgulamamış olacaktır. İçgüdülerini yönetme erdeminde ustalaşmış kişiler diğerlerinin aksine Kate’in bir hilkat garibesi olduğunu ilk görüşte hissedip anlayabilirler.
Puan: 8,5/10 – Cennetin Doğusu-John Steinbeck