Bazı kadınlar vardır, kocalarını ne kadar çok severlerse o kadar kavga çıkarırlar. Ciddi söylüyorum; ben böyle birini tanırdım:
"Çok sevdiğim için sana eziyet ediyorum, kıymetini bil," derdi.Aşkın insana böyle şeyler yaptırdığını, insanın sevdiği kimseyi üzmekten hoşlandığını bilir miydin? Bunu en çok kadınlar yapar. Hem yapar, hem de içlerinden, "Sonradan onu öyle sevip okşayacağım ki, şimdi bu kadarcık eziyete katlansın," diye geçirirler.
Bazı kimseler de kıskanç olur. Böyle bir kadın tanırdım. Kocası bir yere çıkınca gece yarısı bile olsa dayanamaz, peşinden sokağa firlar, usulcacık izlerdi. "Nereye gitti acaba; filan yerde, bilmem kimin evin de, falan kadınla olmasın?" diye şüphelenir dururdu. Doğru hareket etmediğini bilir, üzüntüden içi içini yerdi, ama ne yapsın, seviyor, hep sevgi yüzünden yapıyordu bunları . Bir de kavgadan sonra barışmak, sevgiliden özür dilemek ya da onu affetmek ne doyulmaz zevktir! Bunun verdiği saadet ve zevkle genç çift kendilerini yeni tanışmış, aşkları yeni başlamış, henüz evlenmiş gibi hisseder. Karıkoca arasında geçenleri, nasıl seviştiklerini kimse bilmemeli, hiç kimse. Kavgalarını öz analarından bile saklamalı, birbirlerinden şikâyet ederek kimseden hakemliğini istememelidirler. Her müşkülü kendi aralarında halletmeleri lazımdır. Aşk kutsal bir sırdır, sevişenler arasında ne geçerse, yabancı gözlerden saklanmalıdır. Bu onun kutsallığını bir kat daha artırır. Böyle çiftler birbirlerini daha çok sayarlar ki, saygı pek çok şeyin temelidir. Ortada aşk olduktan, sevişerek evlendikten sonra bu sevgi niçin sönsün? Bunu devam ettirmenin çaresi bulunamaz mı? Çaresiz haller pek nadirdir. Kadının kocası iyi kalpli, namuslu bir adamsa aşk niçin geçsin? Tamam, evliliğin başlan gıcındaki ateşli aşk geçebilir, fakat bunun yerini daha iyi, daha