Ben sadece bu gerçekliğin bana uymadığını düşünüyordum. Tıpkı buranın havası solunum sistemime uymuyor demek gibiydi bu. Burada bu halde kalmaya devam edersem, nefes almakta bile güçlük çekecektim. Bu yüzden de bir an evvel bir sonraki istasyonda bu trenden inmeliydim; istediğim tek şey buydu. Bana mutlaka gereken şey buydu, böyle yapmak zorundaydım.
Zaman içimden ağır ağır ve geriye dönmemecesine geçip gitti. Bir dakika tam bir dakika sürdü, bir saat tam bir saat sürdü. Zaman yavaş yavaş ilerliyordu, ama asla geriye gitmiyordu. Bunu o dönem iliklerime kadar hissedip öğrendim. Bariz bir şeydi ama bazen bariz şeyler, her şeyden daha çok önem taşır.
İki ayak üzerinde dimdik yürümek bu kadar önemli bir şey mi ki, kendine insan diyen cins, sağlam bir dengeyle ortalıkta dolaşan biz dört ayaklılar üzerinde hakimiyet kurma hakkını kendinde görüyor? Fakat bildiğim bir şey varsa, kafalarının içinde bulunduğu iddia edilen ve adına akıl denen bir şeye dayanarak kendilerini önemli buluyorlar
Sanki tüm planlarının nihai çöküşü onu huzura erdirmişti. Denizde öylece sürüklenirlerken kandıracakları başka biri, tutacakları başka bir sır, tamamlayacakları başka bir görev yoktu. Artık tek yapmaları gereken tanrıların bir sonraki kaprisini beklemekti.