Minjun, dostunun gözlerinin parıldayışını izlerken duygulandı. Sevdiği işi keyifle yapan bir kişiyi görünce hep gurur duyardı, bu kişinin dostu olduğu gerçeği, onu kalbini acıtacak kadar mutlu ediyordu.
Temizlik yaparken sadece temizliğe odaklansanız ev nasıl da pırıl pırıl olur, düşünsenize. Tek bir toz kalmaz. Kahve de öyle ya, sadece ona odaklandığınız için tadının güzelleşmesi son derece doğal. Bu bir fincan kahvenin, geçmişinizden bugününüze uzanan yaşamınızın eseri olduğu sözü kafamda çınlayıp duruyor. Bu fikir öyle hoşuma gitti ki.
Düşüncelere dalmış Minjun'u izlerken, aniden teatral bir tonla, "Seize the day" dedi Jungseo.
Gülerek, "Carpe diem" diye karşılık verdi Minjun.
"Mr. Keating diyor ya, kendi yürüyüşünüzü bulun. Kendi adımlarınız, hızınız ve yönünüzü. İstediğiniz gibi!"
"İçinin rahatlaması çözüme ulaşmak demek değildir. Anlaşılmaz ve boğucu hissettirdiğinde o ruh haline göğüs gerip sürekli düşünmeye devam etmen gereken zamanlar da vardır.”
Seungwoo beş yıl sevdiği bir işte, beş yıl da sevmediği bir işte çalışmıştı. Hangi hayat daha iyiydi? Doğruyu söylemek gerekirse, ikinciyi seçerdi. Daha rahat ve özgür bir yaşama sahip olduğundan değildi. Sevmediği işi yaparken boşluğa düşmüş, boşluk hissiyatını yenmek için kendini Korece'ye vermiş ve buralara kadar gelmişti. Hayat, tek bir olayı ele alarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık ve kapsamlıydı. Sevdiğiniz işi yaparken mutsuz olabilir, sevmediğiniz işi yaparken önünüze çıkan başka bir fırsatla mutsuzluğu yenebilirdiniz. Yaşam çözümü zor ve çok yönlüydü. İş, yaşamın merkezinde epey önemli bir rol oynasa da, yaşamın içindeki mutluluk ve mutsuzluktan sorumlu değildi.