“Mutluluk ve neşe güzelleştirirmiş insanı! Kalp aşkla dolup taşarken onu başkasının kalbine dökmek istermiş insan, her şey neşeyle dolsun, herkes gülsün istermiş. Ah, bu mutluluk ne bulaşıcıymış!”
Kendi kendime bunca yıl neler yaptığını sorarım, en iyi günlerini nereye gömdün? Gerçekten yaşadın mı? İçimden bir ses yükselir, dünyanın ne kadar soğuduna dön de bir bak! Birkaç yıl daha geçecek, bastonuna dayanacak, yalnızlık ve sefaletten titreyeceksin; karanlık ve soğuk yalnızlığınla baş başa kalacaksın! Şahane dünyan gitgide grileşecek, sonbaharda ağaçlardan dökülen sarı yapraklar gibi hayallerin de solup ölecek.
Küçük odasına sessizlik hakimdir. Hayal gücü yalnızlık ve avarelikten beslenir; yaşlı Matryona’nın mutfakta kahve yaparken cezvesine koyduğu su gibi hayaller de yavaş yavaş kaynamaya, için için yanmaya başlar. Kaynadıkça sığmamaya, taşmaya başlar…