Bu kitabı okumadan önce şiir neredeyse hiç okumazdım. Çünkü şiiri duyguların tam olarak yansıtıldığı bir tür olarak görmezdim. Yazarlar kafiyeye uydurmak için ve ya süslü görünsün diye kelimelerle oynayarak aslında şiirin vereceği duygudan kısıyorlar diye düşünürdüm. Aslında bu bazı şiirler, şairler için geçerli bir tez. Evet sonuç olarak bu kitabı yaklaşık iki sene önce okudum ve şiirde gerçekten istediğim üslup bu kitaptaydı diyebilirim. Çünkü ben yazarın kaleminden çıkanların, onun hayatından yansıyan kelimeler olmasını isterim. Böylece o hayatta kendimizden de bir şeyler bulabiliriz. İşte Pablo Neruda da güzel bir gece yarısı oturup yüreğindeki o aşkı, acıyı, özlemi, umutsuzluğu derin bir iç çekerek yazıya dökmüştür. Ve bunun sonucunda, benim senelerdir her okuduğumda içimi titreten şiirler yazmıştır. Hissetmek bambaşka bir şey…
Ne uzundur unutuluş, ah ne kısadır sevda…
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuluş, ne kısadır sevda…
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca.
Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona…
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla.
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi
Ota düşen çiy gibi düşmekle şiir cana.
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana.