Gonçarov yıkılmak üzere olan Rus derebeyliği aile yapısını bize Oblomov'un hayatı ile gösteriyor.
Oblomov kitabını okurken ilk başlarda Oblomov karakterine kızdım. Çünkü hayatında halletmesi gereken sorunlar varken o odasından dışarı çıkmaz hatta neredeyse yatağından çıkmaz. Sorunları çözme isteği düşünceden öteye geçemez. Oblomov'u kitabın ikinci kısmına kadar odasında görüyoruz. Kitap dolayısıyla ilk başlarda yavaş ilerliyor. Oblomov'un rüyası adlı bölümde Oblomov'un yetiştiği aile yapısına tanık oluyoruz. Oblomov'un çok yakın arkadaşı ise Oblomov'un tam tersi bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ştols çok çalışkan iş için oradan oraya seyahat eden annesi Rus babası Alman olan karakter. Oblomov bir gün Ştols'un zoruyla dışarı çıkıyor ve sonra gelişen bir olay sayesinde uzunca süre kendisini kendisinden beklenmeyecek kadar aktif görmeye başlıyoruz. Açıkçası bu kısımlardan sonra Oblomov'u hayretle ve ona üzülerek okudum. Koskoca Oblomov'luk terimi ortaya çıkmıştı tabiri caizse miskinliği ifade eden. O ise kendini zorlamaktaydı. Neydi onu buna iten ve sonu ne oldu, okuyun görün. Oblomov karakterini ise kitabın sonunda gerçekten sevdim. Güzel bir klasik eserdi. Okunması gerekenlerden.
Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir, sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir.
İnsan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat.
İçinizdeki güç canlandığı zaman, derdi, çevrenizdeki hayat da yeni bir anlam kazanacak, şimdi görmediğiniz şeyleri görecek, işitmediğiniz şeyleri işiteceksiniz. Bekleyin, acele etmeyin, bir gün kendiliğinden olacak bu.
Garip değil mi, acı da, sevinç de insanda aynı etkiyi