Ayşen’i seviyorum. Sanki bir kaynak makinasıyla beyni me adını yazdılar. Fersiz bir ampul sarkar tavandan, öylesine büyür ki başımın gölgesi ak kağıt karanlık olur, ne cezve görünür, ne çaydanlık, ben çizerim, Tepebaşı gazinosundan türk sanat mûsikisi yayılırken Haliç üstüne. Artık tüm inceliklerini biliyorum çaydanlık ve cezve çizmenin.
You make me hate this city.. yani diyor ki bu şehir beni boğuyor..
Yasaklarla dolu
"Yapma" Dini Sen "Hayır/Yapma" dinini öğrettin bana, anne baba! Ben senin kızındım. Bana gösterdiğin yollar, önerilerin, bana sunduğun yaşam biçimi ve ahlâki değerler şundan ibaretti: Gitme, yapma, görme, bakma, söyleme, anlama, hissetme, yazma, okuma, me,.ma! Şunu yapmak yok, bunu söylemek yasak... Bu ne biçim şey ki hep yasaklardan ibaret. Ben hep "yok" diyen değil; bana ne yapacağımı, ne okuyacağımı, ne anlayacağımı gösterecek, "evet" diyen bir din arıyorum. Bir yazarın dediği gibi: "Hayırları, evetlerinden çok olan dinin vay haline!" Ben ise anne, baba bir "evet" dahi işitmedim!
Sayfa 82·Kitabı okuyor
Din
Ve umum kâinatta eserleri görünen şu adalet-i mutlakanın mahiyeti ise; dirilmemek suretiyle o gaddar zalimlerin ve me'yus mazlumların vefat içindeki müsavatlarına bütün bütün zıddır, kaldırmaz, müsaade etmez! Sözler - 102
SEÇİLMİSLER ORDUSU
GİRİŞ Evren, milyonlarca yıldır tüm gizemleri barındırıyor- du. Umudun habercisi yeni doğan yıldızlar, bilgiyi hapse- den kara delikler ve… Yabancı için evrenin gizemi bun- lardan ibaret değildi. Gözlerini açtığında, kendisini hiçbir şeyi hatırlamaz hâlde soğuk bir gezegende bulmuştu. Zih- ni boş bir tuval olsa da o biliyordu, varlığı gizemli bir amaca doğru çekiliyordu. Gerçek, en büyük silahıydı. Ya da öyle düşünüyordu. Elindeki “gerçeklik silahı” ile kendisine çizdiği dünyanın tek lideriydi. Bu dünyayı o yaratmıştı. Her köşesinde me- talin soğuk sesi çınlıyor olsa da metal ordu onu koruyordu. Belki de hiçbir şey düşündüğü gibi değildi. Yaşamı bir yanılsamadan mı ibaretti? Düşmanların yoldaşa dönüş- tüğü, en güçlü zırhların ise kendisine düşman olduğu bir dünyanın kapılarını aralamıştı. Sonu belli olmayan bir satranç oyununda en büyük hamlesini yapıyordu. Bu oyunda aşk, fedakârlık, yalan ve ihanet bir araya gelmişti. Dost ve düşman… Kendisini bir lider olarak görüyordu. Fakat kendi dünyasında o bir şah değil, bir vezirdi. Oyunun en güçlü taşını, şahı korumak istiyordu. İlk hamlesini yaptı ve piyonlarını oyuna sürdü. Sonu belirsiz oyun, onun için başlamıştı bile.
1000Kitap