ABD ordusunun, askerler ölüleri yakıp gömerlerken, medya mensuplarını, Kızılhaç’ı ve diğer yabancı gözlemcileri, ağır bombardımana maruz kalmış olan bölgelere girmekten üç gün süreyle yasakladığı ortaya çıktı. Basın, yasa dışı ve diğer uygunsuz davranışlar hakkında ne kadar kanıtın yok edildiği ve sağlık hizmetlerinin zamanında ulaşmamış olmasından dolayı kaç kişinin öldüğü konusunda sorular sordu. Ama bu sorular hiçbir zaman yanıtlanmadı.
Gerçi dünya buna hazırlıklı olmalıydı ama 20 Aralık 1989’da, ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bir şehire yapılmış en büyük hava saldırısıyla Panama’ya saldırınca, dünya şaşkına uğradı. Bu, sivil bir topluma yapılan anlamsız bir saldırıydı. Panama ve Panamalılar, ABD için de herhangi başka bir devlet için de kesinlikle bir tehdit oluşturmuyordu. Tüm dünya siyasileri, hükümetleri ve basın, bu tek taraflı Amerikan eylemini uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak lanetlediler.
1980’lerin sonlarına doğru, Sovyetler Birliği’nin ve dünya komünist hareketinin çöküşüyle birlikte, asıl hedefin komünizmi engellemek olmadığı ortaya çıktı; aynı şekilde, kökleri kapitalizmde olan küresel imparatorluğun önünün açık olacağı da belliydi.