Az görüşen bir anne kız gibiydiler. Aralarındaki o bilindik anne-kız gerginliği sönmüş sanki kız uzaktayken, evleri ayırınca dişil öfkeleri durulmuş, daha geniş bir saksıya alınmış bir bitki gibi çiçek açmış ilişkileri, ferahlamışlar. Özlemişler de sanki birbirlerini, birbirini çok özlemiş iki insanın sevecenliği vardı üstlerinde; ayrı geçen zamanda bütün kavgalarını unutmuş, her şeyi affetmiş, insan etinin ağırlığından sıyrılmış, yüreği hafiflemiş iki insan gibi oturuyorlardı karşımda.
Güzellik hayatı mucizesini fark edip umut içinde nefesimizi tuttuğumuz anlardadır ve hayat böyle anlarla doludur. Karanlığın içinde parıldarlar. Elimizi uzatıp onlara dokunmamızı beklerler.
Batı’daki kendi gücünü eline alma fikri daha iyi biri olup içimizdeki milyarderi keşfetmemizi, vücut yapmamızı, çalışmamız, seviye atlamamızı gerektirir. Bize şu anki halimizin yeterli olmadığını söyler. Kurtuluş süsü verilmiş bir kendinden nefret etme halidir.
Ruh sağlığına dair iniş ve çıkışlardan söz edilir. Dağlardan ve vadilerden. Yeryüzü şekillerini kullanan bu türden benzetmeler bana mantıklı geliyor. Hayatta da dik inişler ve zorlu çıkışlar olduğu aşikâr. Fakat en net manzaranın vadinin ortasından görünmediğini unutmamak da çok mühim. Yeniden yükselebilmek için kimi zaman tek yapmanız gereken ilerlemeye devam etmektir.