Mehmet Rüzgar Yıldız

Mehmet Rüzgar Yıldız
@mehmedruzgaryildiz
amerika´nın her bir yanındaki sabahın üçü sarhoşları nihayet pes etmiş olarak duvarları seyrediyorlardı. Acı çekmek için ayyaş olmak, bir kadın tarafından sıfırlanmak gerekmiyordu, ama acı çekip ayyaş olunabilirdi. Bir süre, gençlikte özellikle,talihin senden yana sanabilirdin, bazen senden yanadır da gerçekten. ama senin farkında bile olmadığın zamanlarda bile. Bir gece, sıcak bir salı gecesi o ayyaş sen oluverirsin, sensin o ucuz pansiyon odasında olan, ve daha önce o odalarda olmuş olanında bir yararı olmaz, daha da kötüdür hatta, çünkü bir daha bu duruma düşmemeye karar vermişliğin vardır. Bir sigara daha yakmaktan, bir içki daha içmekten, o sıvası dökük duvarlarda bir çift göz, bir çift dudak aramaktan başka bir şey de gelmez elden.
Sayfa 140 - Metis Yayınları
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"boşuna heveslenmemekte yarar var, insanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu böyledir. herkesin derdi kendine, dünyanınki de hepimize. insanlar o acılarından kurtulmaya çalışırlar çalışmasına, sevişme sırasında, onu ötekinin sırtına yıkarak ama beceremezler tabii ve ne yaparlarsa yapsınlar, sonunda tüm acılarıyla baş başa kalırlar ve bir daha denerler, bir kez daha acılarını kakalamaya çalışırlar. "çok güzelsiniz, küçük hanım" derler. ne ki yaşam onları yeniden yakalayıverir, aynı küçük numarayı bir kez daha deneyinceye kadar, "ne de güzelsiniz küçük hanım!..." bu arada acılarından kurtulmayı başardıklarını söyleyerek böbürlenirler de, gel gelelim herkes gayet iyi bilir, değil mi, bunun hiç de doğru olmadığını, o acıyı bal gibi bütünüyle kendi içimizde sakladığımızı. bu numaraları yapa yapa yaşlandıkça giderek daha da çirkin, itici bir hal aldığımız için artık acımızı, iflas ettiğimizi gizlemekten bile aciz kalırız, en sonunda insanın ta derinlerinden suratına kadar ulaşmayı başarabilmesi şöyle bir yirmi, otuz yıl, hatta daha fazla zaman alan o sevimsiz ve çirkin ifade, gitgide yüzümüzde sıvaşmadık yer bırakmaz. insan dediğin işte bu işe yarar, sadece bu işe, ekşi bir surat ifadesi üretmek, biçimlendirmesi tüm ömrünü alan, hatta gerçek ruhunun bütününü eksiksiz yansıtabilmek için oluşturulması gereken asıl surat ifadesi o kadar ağır ve karmaşıktır ki, bunu tamamlamaya insanın ömrü bile her zaman yetmeyebilir."
Sayfa 305 - Yapı Kredi Yayınları
"belki yaş da, o hain de ekleniyordur bunlara ve bizi beterin beteriyle tehdit ediyordur. yaşamı dans ettirecek kadar müziğimiz kalmamıştır içimizde, işte bu. tüm gençlik, daha şimdiden dünyanın öbür ucunda gerçeğin sessizliğinde ölüvermiştir. peki dışarıda nereye gidilebilir ki, soruyorum size, içinizde yeterli miktarda çılgınlık kalmamışsa? gerçek, bitmek bilmeyen bir can çekişmedir. bu dünyanın gerçeği ölümdür. seçim yapmak gerek, ya ölmek ya da yalan söylemek. bense asla kendimi öldüremedim."
Sayfa 213 - Yapı Kredi Yayınları
ama mademki o, yani hasta, gerçek hayatta, yatağında dilediği yöne dönme hakkına sahip, bizim de o zaman kendimizi bir o yana bir bu yana atma hakkımız olmalı, elimizden gelen de yalnızca bu zaten, kendimizi kader’imize karşı savunmak için bulduğumuz biricik çare bu. kimse acı’sını yarı yolda bir yerlerde ekmeyi boşuna hayal etmemeli. boş bulunup da evlenmiş olduğunuz çirkin mi çirkin bir eşe benzer, acı denen o şey. ömür boyu onu pataklamak uğruna kendini tüketmektense onu azıcık olsun sevmeye gayret etmek daha akıl kârı olabilirdi belki de. değil mi ki onu cehennemin dibine yollayamayacağınızı daha baştan kabullenmişsiniz?
Sayfa 357 - Yapı Kredi Yayınları
insan yine de direniyor, kendi özünden tiksinir hale gelmek kolay iş değil, biraz oturup düşünelim diye bütün bunları durdurmak ve böylece içinde kalbinin nasıl da kolay attığını duyabilmek istiyor, ancak bu artık mümkün değil. bitmesi artık söz konusu olamaz. bu sonsuz çelik kutu tam bir felaket ve bizler de içinde dönüp duruyoruz, makinelerle ve dünyayla birlikte. hep birlikte! ve asla aynı anda düşmeyen binlerce küçük tekerlek ve dibek tokmakları birbirini ezen sesler çıkarıyorlar hatta bazıları o kadar şiddetli ki çevrelerinde insana biraz olsun iyi gelen bir tür sessizliği bile harekete geçirdikleri oluyor.
Sayfa 238 - Yapı Kredi Yayınları