“ Güzel olan ne?“ dedim.
“ Allah’ın sofrası!” dedi.
Söylediklerinden bir şey anlamamıştım. Parmağı ile uzayıp giden kimi yeşil, kimi kahverengi tarlaları, türlü türlü ağaçları, yanımızdan şırıl şırıl akan dereyi, ulu dağları, gri gökyüzünü, gökte uçan kuşları gösterdi.
Kime sarılırsam sarılayım, kimi kucaklarsam kucaklayayım, kollarımı kime açarsam açayım sanki kendi kollarıma kavuşuyor, içimde bir tuhaf bir boşluk, sonunda hep kendime sarılıyordum. İçimdeki yalnızlık, boşluk ve gam hissini kimse söküp alamıyordu.