Pınar Uysal, bir alıntı ekledi.
3 saat önce

Kierkegaard, insanın bütünlükte değil ayrılıkta ortaya çıkabileceğini. İnsanın başkalarından ayrı olabildiği ölçüde varolabileceğini; bir insanın varlığının ancak başka insanlarla, başka şeylerle olan sınırlarını -ayrıcalıklarını- belli ettiği ölçüde belirginleşebileceğini vurgulamıştır.

Melankoli, Serol TeberMelankoli, Serol Teber

Şimdi mutfaktan çıksan, uykundan uyansan,
tatilden dönsen.

Hep varmışsın gibi.
Kaldığımız yerden devam etsek geriye kalan yaşamadıklarımıza.

Tanışsak belki yeniden, işte bulduk desek.

Anahtarları hiç çevrilmemiş gibi kitlesek kapıları, söndürsek ışıkları.

Yemeği ısıtsak, mumları çaktırmadan değiştirsek.

Kokun değişmez ama, saçların da aynı kalsa.

Yatsan yerine hiç soru sormadan.

Uzaktan izlesem iki elinin üzerine yan koyduğun yüzünü, karnına çektiğin dizlerini.

Bavulun anlasa halimizden, kendi kendine çekilse köşesine.

Affetsek birbirimizi tek kelime etmeden.

Gözyaşlarımdan kıyıya götürsem seni, bak her bir damlası sana dair.
Damla damla kurutsak birlikte.
Saymayı bırakalı uzun zaman olmuş olsa günleri.

Kolumun koluna ilk değdiği andaki heyecan sarsa yine etrafı.

Hiçbir şey düşünemeyecek kadar hızlanırsak, ışık hızına ramak kalsa zaman kendiliğinden yavaşlar biliyorum.

Sistem bize meyilli.

Sistem hazır kıta nazını çekmeye.

Belinde Satürn'ün kuşağı seni bana bağlayan gümüş kordon.

İstersen uyanırsın korkma.
Uyanma biraz daha astral kalalım.
Uyanma biraz daha kilitli kalalım.
Uyanma biraz daha karışsın yüzüm saçlarına nefessiz.

Bırak içinde kalsın... Kahveli bir melankoli kokardı vücudun.
Enseni öpüşümü hatırla.

Özledim.
İnan tarifi kadar erbabı değilim kelimelerin.

Bütün itiraflarım vizyonda kapalı gişe.
Ben sessiz kalmayı seçtim.
İki seçenek vardı.
Ben seni seçtim.
Diğeri, bendim…

- Mert Şer

ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
Belki de yaşadıkları kasvetli derin duygular olmasaydı, böylesine kuvvetli kalemleri, şiddetli söylemleri, sarsıcı duyarlılıkları olmazdı.Dünyaya, acılarını, öfkelerini ,isteklerini, hayal kırıklıklarını şiirsel bir dille haykırarak özgürleştiler, ölümü seçtiler. Kurguladıkları romanlar gibi kendi yaşamlarının sonunu da kendileri belirlediler.
1. Ernest Hemingway
ABD’li ünlü yazar Hemingway ambulans şoförü olarak savaşa katıldı. 1918’de çok yakınına düşen bir top sebebiyle ağır yaralandı. Yardım etmeye çalıştığı İtalyan askerlerinden birisi ölürken diğeri bacaklarını kaybetti. Başka bir İtalyan askerini taşırken de bacaklarından yaralandı. Tedavi gördüğü hastanede hemşire Agnes von Kurawsky’e aşık oldu. Evlenmeyi düşündüğü hemşire onu terk etti. 1931 yılında yazarın babası intihar etti.
1944 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan güçleriyle birlikte savaşta aktif görev aldı. Bu nedenle daha sonra askeri mahkemede yargılandı. Son yıllarında yazarın ruhsal sağlığı kötüye gitti. Eşi Hemingway’i elinde silahla evin mutfağında bulunca hastaneye kaldırdı. Sanatçı kaldırıldığı hastanede elektro şok tedavisi gördü. Hastaneden çıktıktan iki gün sonra 1961’de kendini av silahıyla vurarak hayatına sonlandırdı.
2. Franz Kafka
Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1883 yılında Prag’da dünyaya gelen Kafka, ailesinin altı çocuğundan ilkidir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölen yazarın 3 kız kardeşi de Nazi’lerin toplama kampında öldüğü düşünülmektedir. Kötü bir çocukluk dönemi geçiren Kafka babasıyla hiç anlaşamadı ve ona karşı hep nefret duydu. Dönüşüm kitabındaysa böcek olarak tasvir ettiği kişi kendisidir çünkü kendisini babasının gözünde hep böcek kadar değeri olduğunu düşündü.
Yahudi olduğu için Almanlar tarafından, Almanca konuştuğu için de Çekler tarafından sevilmedi. 1917 yılının Ağustos ayında Kafka’nın ağzından kan geldi ve akciğer kanseri teşhisi konuldu. 1918 yılının sonbaharındaysa İspanyol gribine yakalandı ve haftalarca acı çekti. 1924 yılında gırtlağına kadar ilerleyen kanser sebebiyle konuşma yetisini kaybetti. Yemek yerken ve su içerken bile dayanılmaz acılar çekti. Yazar 3 Haziran 1924 yılında kalp yetmezliğinden hayatını kaybettiğinde 40 yaşındaydı.
3-Edgar Allan Poe
ABD’li şair ve yazar Edgar Allan Poe gotik edebiyatın öncülerindendir. 1809 yılında dünyaya geldikten 1 yıl sonra Poe’nun babası evi terk etti. Bir yıl sonra da annesi veremden öldü. Daha sonra Virginia’da bulunan zengin bir tüccar olan John Allen’ın yanına verildi. Virginia Üniversitesi’nde okuduğu zamanlarda yaptığı kumar borcu sebebiyle manevi babasıyla arası açıldı.
1831 yılında Baltimore’da yaşayan halası, kuzeni ve abisinin yanına taşındı. Baltimore’a yerleştikten kısa bir süre sonra, alkolik olan ve ağır hastalıklar geçiren abisi hayatını kaybetti. 1835’te kuzeni Virginia Clemm ile evlendi. 1842 yılında karısı Virginia’nın tüberküloz olduğunu öğrenince kendisini tamamen alkole verdi. 1847 Virginia’nın ölümü yazarı iyice yıktı.
Poe, 3 Ekim 1849 yılında ismi Ryan’s Inn olan bir meyhanede kendinden geçmiş bir şekilde bulundu. Hastaneye kaldırıldıktan 4 gün sonra hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde 40 yaşında olan Poe’nun cenazesine sadece 4 kişi katıldı.
3. Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852)
Ukrayna asıllı Rus yazar 1828 yılında Petersburg’a gider. orada geçinemeyince Almanya’ya gitme kararı aldı. Almanya’da da ancak parası bitene kadar kalabilen yazar tekrar Petersburg’a dönerek düşük maaşlı bir işe başladı.
Yazdığı Müfettiş isimli, bürokrasiyle dalga geçtiği eseriyle büyük tepki topladı ve Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. En çok saygı duyduğu ve onun eleştirileri olmadan yazamam dediği Puşkin’in tavsiyesiyle Ölü Canlar romanını yazmaya başladı. Roma’da Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in ölüm haberini aldı. O güne kadar Puşkin’in yorumunu almadan bir şey yazmayan Gogol için bu haber büyük bir yıkım oldu. Gogol Ölü Canlar romanını ve Palto hikayesini yayınlandıktan sonra soylu kesimin tepkisini topladı. Rus insanını aşağılamakla ve halkına ihanetle suçlandı. Bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığını iyice bozdu.
Gogol Ölü Canların ikinci bölümünü de yazdı. Fakat 1852 yılında el yazmalarını ateşe atarak yok etti. Bu olaydan 10 gün sonra da yaşamını yitirdi.
4. Fyodor Dostoyevski
Hasta bir anne ve sarhoş bir babanın çocuğu olan Dostoyevski 11 Kasım 1821 yılında dünyaya geldi. Annesini ölümünden sonra Petersburg’a yerleşen sanatçı daha sonra babasını ölüm haberini aldı. 1846 yılında çıkan ilk kitabı İnsancıklar ve ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan yazarın umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanarak hapse atıldı. 10 yıl hapiste yattıktan sonra tam kurşuna dizilmek üzereydi ki, son anda affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmek üzere Sibirya’ya gönderildi.
Cezalarını çektikten bir süre sonra Avrupa seyahatine çıktı. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864) ve Suç ve Ceza (1866) gibi eserlerini yazdı. Sibirya’da evlendiği eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, ciğer kanaması sebebiyle yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü.
5-Yazamamanın Getirdiği Ölüm Hali: Virginia Woolf (1882-1941)
Mrs. Dalloway, Deniz Feneri, Orlando, Jacob’un Odası, Dalgalar romanlarının da olduğu çok sayıda çalışmaya imza atan Woolf, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı kasvet, üretkenlik yoksunluğu gibi nedenlerle ruhsal bunalıma girdi ve 28 Mart 1941’de Ouse Nehri’ne ceplerine taş doldurarak atlayarak ve intihar etti.
6-Ölüm Korkusuna Yenilmek: Cesare Pavese (1908-1950)
Kadınlarla olan sorunlu ilişkisi ve ölüm saplantısı ile tanınan Pavese, yazarlık serüveni boyunca şiir ve romanın yanı sıra Amerikan Edebiyatı’ndan İtalyancaya yaptığı çevirilerle adından söz ettirdi. Mussolini iktidarına karşı yazıları nedeniyle hapis yatan Pavese, 1950 yılında günlüğüne “Artık sabahı da kaplıyor acı” diye not düşerek Torino’daki bir otel odasında çok sayıda uyku hapı içerek yaşamına son verdi.
7-Dostuna Elveda Ederek Ölüm: Sergei Yesenin (1895-1925
Mayakovski’nin izinden giderek 1917 Ekim Devrimi’nin ateşli savunucuları arasında yer alan Yesenin, Ekim Devrimi ardından rejime yönelik eleştirileri nedeniyle sansüre uğradı. İçkiye olan bağımlılığı ve kadınlarla olan sorunlu ilişkisi nedeniyle psikiyatri tedavisi görmek için bir aylığına akıl hastanesinde kaldı. Noel için hastaneden çıkarılan Yesenin, 27 Aralık 1925’te Moskova’daki İngiltere Oteli’nde odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu:
8-Devrim Yorgunu Bir Şair: Vladimir Vladimiroviç Mayakovski (1893-1930)
1917 Ekim Devrimi’nin şairi olarak tanınan Mayakovski, Rus Devrimi’nin sanat alanındaki yansıması olan “Futurizm Akımı”nın öncüllerindendir. Nazım Hikmet’in şiirine de önemli izler bırakan Mayokovski, insanların devrim idealleri karşısındaki inançsızlığı ve umutsuz aşkları nedeniyle 14 Nisan 1930’da Moskova’da intihar etmiştir.
9-Fars Topraklarında Kafka Haleti Ruhiyesi: Sâdık Hidâyet (1903-1951)
İran Edebiyatı’nın “Kafka”sı olarak tanınan Sadık Hidayet, başta Kör Baykuş olmak üzere düz yazı ve kısa hikâyeleriyle tanınır. Yazarlık serüveni boyunca gerek şah yönetimi gerekse Şii ulema tarafından pek sevilmeyen Hidayet’in eserlerinde melankoli, umutsuzluk ve mistisizm hakimdir. Yazar, 23 yıl önce ilk intihar denemesini gerçekleştirdiği Paris’te, 9 Nisan 1951’de yaşadığı dairede havagazını açarak yaşamına son vermiştir.
10-Savaşın Getirdiği Karamsarlık ve Ölüm: Stefan Zweig (1881-1942)
Unutulmaz biyografilerin yazarı olan tanınan Stefan Zweig, hümanist, savaş karşıtı düşünceleriyle II. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da adından söz ettirmişti. Zweig, gerek Yahudi kimliği gerekse düşünceleri nedeniyle 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Nazi rejiminin hedeflerinden biri oldu. II. Dünya Savaşı sırasında konferans vermek için gittiği Brezilya’ya yerleşen Zweig; Virginia Woolf, Walter Benjamin gibi II. Dünya Savaşı’nın yarattığı umutsuzluk ortamından etkilenerek 22 Şubat 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte intihar ederek hayatına son verdi.
11-Auschwitz’ten Yaralı Bir Yürek: Primo Levi (1919-1987)
Yahudi asıllı İtalyan yazar Primo Levi’nın eserleri, II. Dünya Savaşı sırasında anti-faşist mücadeleye katılması ardından esir düşmesinin ve Auschwitz Toplama Kampı’nda yaşadığı tutsaklık günlerinin izlerini taşır. Yazarın en önemli kitabı olan “Bunlar da mı insan?”da Levi, Auschwitz’te yaşadıklarını ve “eve dönüş” hikâyesini anlatır. Savaşta yaşadıklarının ardından Tanrı inancını kaybettiğini belirten Levi, 11 Nisan 1987’de 68 yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar eder.
15-Sıkıştırılmışlığın Getirdiği Ölüm: Walter Benjamin (1892-1940)
20. yüzyılın en önemli düşünce akımlarından Frankfurt Okulu’nun temsilcileri arasında yer alan Walter Benjamin, Marksist kültür anlayışının yanı sıra Yahudi kökenleri nedeniyle Nazi Rejimi’nin hedefi olmuştur. Naziler tarafından Paris’e sürgün edilen Benjamin, Almanların Fransa’yı işgal etmesi ardından Gestopu’nun Paris’teki evini basması üzerine 1940’da İspanya’nın Fransa sınırındaki Portbou kentine kaçmış, burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak yaşamını sona erdirmiştir.
16-Annesinin Kaderinden Kaçan Yazar: Beşir Fuat (1852-1887)
Askerlik kariyerini yarıda bırakarak düşünce dünyasına atılan Beşir Fuat, geç Osmanlı düşünce dünyasının önemli simalarından biridir. Namık Kemal gibi döneminin önemli aydınlarıyla sert polemiklere giren Fuat, Osmanlı’da pozivitizm ve materyalizmin tanıtılmasına önemli katkılarda bulundu. Sinir hastalıklarından mustarip annesinin kaderini paylaşmak istemeyen Fuat, bileklerini keserek intihar etmekle kalmamış, ölümü sırasında hissetiklerini yazıya dökerek tasvir etmiştir.
17. Sylvia Plath (1932-1963)
ABD'li şâir ve yazar Sylvia Plath, kısa ömrü boyunca mental rahatsızlıklarla boğuştu. Davranışları çevresi tarafından irrasyonel ve umursamaz olarak görüldü. Hayatı boyunca antidepresanlar kullanması gerekti.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede bipolar bozuklukla yaşadı. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bunun neticesinde akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den iyi bir derece ile mezun oldu.
1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olacak şekilde bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

18-Nilgün Marmara (1958-1987)
"Hayatın neresinden dönülse kârdır..."
Nilgün Marmara, Türk şiirinin genç ve yetenekli kadın şâirlerindendi. Eğitimini, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı.
Listede de yer alan Sylvia Plath üzerine tez yazmıştı ve 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken o da intihar etti.
19-Yaşamın Ucuna Yolculuk Eden Yazar: Tezer Özlü (1943-1986)
Kafka ve Pavese’in izlerini taşıyan eserlerinde genellikle varoluş ve yabancılaşma temalarını işleyen Özlü, Türkiye ve yurt dışındaki yaşamında çeşitli defalar intiharı denemiş ve psikiyatrik tedavi görmüştür. Göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda eden Özlü, intiharın kıyısında dolaşan ruh hali ile bilinir. Özlü, bu özeliğini kitaplarına da taşıdığı için bu listede yer almaktadır.
“Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı romanında şöyle der: “Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum.

Y.Arslan Çınar, Toza Sor'u inceledi.
 20 May 01:47 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İnsanın suratına bir tokat gibi inen her sayfasında ben neden yaşıyorum amacım ne diye sormasına sebep olan bir kitap. Sadece 155 sayfa.

Albert Camus'un Yabancı'sını okuyup daha sonra ne okuyabilirim diye kendinizi paralıyorsanız. Evet arkadaşım sıradaki okuyacağın kitap John Fante'den Toza Sor.

Şuana dek okumadığıma milyon kere pişmanım. Hele ki otuzlu yaşları geride bıraktığım bir sırada okumuş olmam. Şahsen bendeniz bu kitabı lisede okumalıydım. Veyahut üniversiteye başladığım sıralar. O zaman dilimi için büyük kayıp.

Tekrar dönüyorum konuya. Kitap kısaca yazar olmayı kafaya koyan yirmili yaşlardaki bir delikanlının serüvenini anlatıyor. Ve en nihayetinde zor olanı başarıyor hikayesinde. Yazar olmayı.

Yazar burada kendi hayatını anlatmış. Kitaptaki en sevdiğim taraf ise diyaloglar halinde sürerken bir anda hikayeye geçiş yapıp olayları iç dünyası ile birlikte anlatması.

Eğer okumadıysanız mutlaka alıp okumalısınız. Aşk, felsefe, insan ilişkileri, insanın kendisiyle mücadelesi ve en önemlisi yazarlığın perde arkası öyküsü.

Kitaptan alıntılara pek yer vermek istemiyorum. Fakat iki paragraf benim için ayrı yere sahip. O kısımlar:

● Gece vardı allahtan,karanlık vardı, yoksa bir günün bitip yeni bir günün başladığını fark edemezdim. (sf.125)

● Onun eviydi burası, onun viranesi, parçalanmış düşü. (sf.135)

İllaki diğer bölümlerinde daha akılda kalıcı yerleri muhakkak vardır. Fakat ben diğer incelemelere ziyade bu kısımlara yer vererek okuyucunun dikkatini kitaba çekmek istiyorum.

Bir paket sigara fiyatından ucuz psikoloğa vereceğin bir seans ücretinden pahalı olmayan, yolda, evde, otobüste kısaca heryerde okuyup kafa açacak bir kitap.

Camia ile Arturo Bandini'nin hikayesi. Okurken insan özenmiyor değil hani. Melankoli ve aşk bir arada.

Uzun lafın kısası her okuyucu birşeyler bulacaktır kendinden. Yeter ki okuma zahmetine girsin. Tavsiye bizden efenim. Gerisi size kalmış...

Maria Puder, bir alıntı ekledi.
20 May 01:30 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"İstikbalime dair içimden fena işaretler almaya başladım.Üstüme devamlı bir melânkoli çöktü,her an susturan ve sarartan o derin elemlerden biri ki,beni kendi içimden de uzaklaştırıyor..."

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa (Sayfa 72 - ÖTÜKEN)Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa (Sayfa 72 - ÖTÜKEN)
Ferda Çalışır, Kötülük Çiçekleri'ni inceledi.
19 May 07:56 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Charles Baudelaire, hayatındaki trajik olayları şiirlere bu denli başarılı aktaran sayılı ve hayran kalınası şairlerdendir. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Kötülük çiçekleri kitabına aktaracak olduğu şiirleri 1846'dan sonra kaleme alır fakat içindeki altı şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açılır bunun nedeni kitaptaki şiirlerin ana konusu genel olarak erotizm, melankoli ve şeytan üzerine olduğu için fakat dahada ötesi Fransa ikinci imparatorluk rejimi döneminde eserin toplumsal değerleri aşağılamasındandır.

Eser gayet başarılı ve bence şairin sanki bohem hayata geçmeden önceki kötü hayatından kurtuluş zaferini anlatıyor, bohem yaşam tarzının güzellikleri sıralanmış dizelere. Güzel ormanların ve duygulu hoş kadınların barındığı bir peri sarayı kurması belkide bunun bir kanıdı. Fakat eserdeki şiirler daha sonra Romantizm temalarından arınıyor ve kentin hüzün dolu anlarını anlatmaya başlıyor sevgili Charles. Devrimcilik-tutuculuk, tensel hazlar-gizemcilik, toplumsal yaşam-içe kapanış, dindarlık-tanrıtanımazlık gibi karşıtlıkları sınırsız bir içtenlik ve çarpıcılıkla işleyerek farklı yaklaşımda bulunuyor şiire.

Anna tina, Melankolinin Anatomisi'yi inceledi.
19 May 04:50 · Kitabı okudu · 1/10 puan

benim için faydasız bir kitap oldu. genelde bir kitabı almadan önce ilk baskısının tarihini ve yazarın dönemini incelerim ama bu kitapta yapmadım, hataydı. eğer melankoli üzerine bilimsel bir bakış arıyorsanız duygusallıktan ötesini bu kitapta bulamazsınız.

Anna tina, Melankoli'yi inceledi.
19 May 04:44 · Kitabı okudu · 3/10 puan

melankoli üzerine yazacak birinin melankoliye dıştan bakabilmesini beklerdim. yine de yazarın vaadettiği de bu değildir. melankoli hakkında pek yeni sözler söylemese de büyük ölçüde ortaçağın o'na olan bakışını göstermiş. bu bağlamda iyi bir kaynak, fakat benim aradığım bu olmadığından işime yaramadı.

Yağmur, Hikayem Paramparça'yı inceledi.
 18 May 23:48 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Arkadaş tavsiyesi üzerine merak edip okuduğum bir kitap. Gerçekten çok beğendim bugün başladım ve gece yarısında bitirdim. Arkadaşımın kitabı olmasa altını zevkle çizeceğim bölümler vardı. Sürükleyici , hoş ve hafif tatlı melankoli konuları içeren bir kitap. Sanırım yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım.


Kurtuluş Parkı’nda yaprak dökümü... Hava açık... Yıldızlar yere yakın... Taş atsak bir ikisini düşürebiliriz. “Neden olmaz ,” diye soruyorum. “Mutsuz oluruz,” diyorsun. “Herkes mutlu olacak diye bir kural yok, biz de mutsuz olalım.”

Geyikli Gece, bir alıntı ekledi.
18 May 21:20

"Bu yönüyle Vesikalı Yarini in Zizek'in tanımladığı anlamda melankolik bir hissiyatı içerdiği söylenebilir. Zizek'e göre, hayal kırıklığına uğramış 'arzunun aşırılığıyla baş etmektense (arzunun nesnesinden mahrum olmaktansa), melankolik, nesnenin varlığında nesne için (yani ona sahip olmak için) arzudan mahrum edilmeyi (olmayı) tercih eder. Melankoli, sonunda arzulanan nesneyi elde ettiğimizde ve onun içinde hayal kırıklığına uğradığımızda ortaya çıkar. Ona göre Masumiyet Çağındaki Archer-Olenska aşkı böyledir; sevgililer beraber, aşk içinde, birbirlerinin varlığından keyif alırken gelecekteki ayrılıklarının gölgesi ilişkilerini gölgeler, katastrofik kılar. Melankoli, aşk ilişkisindeki biricik tadı sağlayan şeydir. Halil Sabiha aşkı da "biteceği" bilgisi tarafından gölgelenmiştir. Halil'in evli, Sabiha'nın vesikalı oluşu, bir gün bu aşkın "gerçekle" karşılaşacağı korkusu, onları beraberlikleri içinde melankolik kılar. Melankolik, nesneyi ikinci kez, nesne gerçekte "kayıp" olmadan önce, varlığında ona kayıpmış gibi davranarak öldürür. Bu anlamda filmi melankolik kılan, sadece filmin sonunda kayıpla ortaya çıkan imkânsızlık değil, bütün bir filmin ve Sabiha-Halil aşkının bu imkânsızlığın bilgisiyle gölgelenmiş olmasıdır. Sabiha'nın manav dükkânına uzaktan bakışı, gerçekte kaybın olduğu, fark edildiği andır, Halil'in artık "onun için” olmayacağının kabulü gibidir. aynı bir "mezarlık ziyareti"nde hissedileni andırır. Nitekim söyleşisinde Akad bu sahne için "mezarlık ziyareti” tabirini kullanmıştır."

Çok Tuhaf Çok Tanıdık, Umut Tümay Arslan (Sayfa 171)Çok Tuhaf Çok Tanıdık, Umut Tümay Arslan (Sayfa 171)