• Doğum günü masası yedi kişi için hazırlanmıştı... Masada altı kişi korkudan soğuk terler dökerek, müthiş bir şeyin vukuunu bekliyorlardı. Son derece güzel bir kadının doğum gününü kutlamak üzere toplanmışlardı. Ellerde şampanya kadehleri vardı... Gözlerde korku yanıp sönüyordu. Nihayet ışıklar azaltıldı, numaralar başladı... Davulların öfkeli uğultusu sona ererken ışıklar tekrar yandı... Doğum gününü kutlayan güzel kadın, masanın üstünde kapanmıştı. Yüzü mosmordu. Parmakları takallüs etmişti... Artık masada altı kişi idiler. Masadaki erkeklerin kalplerine aşk ve cinayet tohumları saçmış olan güzel kadın ölmüştü. Onu kim öldürmüştü? Çılgına çevirdiği aşıklarından biti mi? Kıskançlıktan kahrettiği kadınlardan biri mi?
    (Kitap tanıtım yazısından)

    Bu kitap en eski ve ilk okuduğum Agatha Christie'lerden biri. 1964 basımı olduğu için Türkçesi o kadar güzel ki. Hikayeyi bir ara bıraktım ve o Türkçeyi okudum özellikle. Öyle güzel kelimeler var ki; fıtreten, muaheze, varit... Bu sebeple sanırım biraz ağır kaldım. Kitabın yeni baskısındaki ismi "Şampanyadaki Zehir". Yukarıdaki satırlardan da anlaşılacağı üzere çok zengin ve çok güzel bir kadın olan Rosemary Barton doğum günü yemeğinde ölür. Geçirdiği ağır grip nedeniyle melankoli yaşadığı ve intihar ettiği düşünülür ve dosya kapanır. Ancak kocası George Barton başta olmak üzere o gece yemekte bulunanlar Rosemary'i düşünmeye başlar.

    En iyi Christie'lerden biri ancak kitabı okurken hep bir eksiklik hissettim. O eksik elbette Poirot idi. O olsa roman tam olurmuş. Kitabın kahramanı Albay Race. Albay Race'i daha öncede Kahverengi Elbiseli Adam, Nilde Ölüm ve Briç Masasında Cinayet kitaplarından anımsayabilirsiniz.

    Bahsettiğim gibi kitabı uzun yıllar önce okumuştum, olayı hatırlıyordum ama katili anımsayamamıştım. Gerçekten keyifle ve merakla okunacak bir kitap. Ayrıca Noel Kekinin Gizemi adlı öykü kitabında yer alan Sarı Süsen romanın minik bir versiyonu diyebiliriz.
  • Sibel K. Türker'in okuduğum tek kitabı. Tarafıma hediye edilen kitabı elime ilk aldığımda; açıkcası kitabın başlığı, oldukça farklı bir içeriğe sahip olduğunu düşünmeme sebep olmuştu. Bunalımlı, depresif, fazlaca melankoli kokan içeriğinden habersizdim. Ön kapak tasarımında tercih edilen tabloyu da incelememiştim. Kitap içeriği bu sebeple benim için şaşırtıcı olmuştu.
    Bu kitabı doğru yerde ve doğru bir psikoloji içindeyken okunmasının daha doğru olduğu kanaati içerisindeyim. Çok neşeli bir gününüzün ardından; başucu kitabı olarak ne yazık ki doğru bir seçim olmayacaktır. Ve tabi ki çok depresif bir zamanda da okunması en az diğeri kadar faydalı değildir.
    Ayda'nın ölümü en yakınından tatması, terkedilmişliği ve daha küçük yaşta yaşadığı sarsıcı olayların etkisiyle yaptığı tüm sorgulamaları, içten içe eleştirmeleri olay örgüsü içinde kitabı akıcı hale getirmiştir. Yazarın bu ruh halini oldukça iyi işlediğini belirtmeden edemeyeceğim. Kitabın ödül almasına şaşırmamak gerekir.
    Zaman ayırdığım için pişman olmamakla beraber, çok keyifli bir okuma da gerçekleştiremediğimi belirtmek isterim. Bu sebeple de yazarın başka bir kitabına şans vermedim. Henüz.
  • kitabın ilk sayfasının ilk cümlelerinde "Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıktan yiyen, kemiren yaralar" okuduktan sonra işte tamda beni anlatıyor, gizemli bir güç tarafından kitabı okumaya başladım.
    bu kitabı okurken kendinizi rüyada gibi hissedeceksiniz. kitapta bir dram bir melankoli var ama neyin gerçek neyin hayal olduğu kimin gerçekte kim olduğu biraz karışıyor. ara ara aydınlanmalar yasıyorsunuz.
    çok eskiden gördüğünüz bir rüyayı tekrar hatırlarsınız ya. hah işte bu kitap öyle bir sey. tam olarak bu duyguyu yaşayacaksınız okurken.
    çok merak ediyorum bu kitabı nasıl bir ortamda ve nasıl bir ruh halindeyken yazmış yazar.
    ayrıca behçet necatigil' in çevirisinin gerçekten muazzam olduğunu düsünüyorum.
  • Farklı tarzlar seviyorsanız okurken keyif alabileceğiniz bir kitap. Melankoli sizi kendinizden alıp götürüyor. Başlarına biraz sabrederseniz akıcı bir kitapla karşı karşıya olduğunuzu göreceksiniz.
  • Konusu çok ilginçti kitap kapağıyla arka yazısıyla beni çekti kolay kolay uyuyamayn biri olarak. Ama arka yazıya kanıp okumayın bilim kurgu değil zira. Bilim kurgu evet olası bir kıyamet,evrim senaryosu ama heyecan ve hikaye bekliyorsanız arkanıza bakmadan uzaklaşın. Kitapta daha çok melankoli ve karamsarlık hakim. Dünya eleştirisinde bulunuyor. Sonu ve başı belirsiz. Uyuyanların aynı gördüğü rüyanın anlamı neydi? Ya da uyuyanların neden uyuyordu? Bunların cevabı yok. Ya a hikayesi yok. Sanırım yazarın çizdiği uyku bir metafor. Alıntılanacak cümle ve düşünceşe vardı ama hikaye yoktu maalesef puan versem 5,5 derim
  • Alman filozof Wilhelm Schmid'in „Mutsuz Olmak&Bir Yüreklendirme“ adli kitabinda, hayattaki esas meselenin sahiden mutluluk olup olmadigi ve özellikle, modern insana sürekli mutlu olma gerekliligini dayatan „mutluluk diktatörlügü“ sorgulaniyor.

    „Eskiden insanlar anlamin kaderde ve yüksek bir takdirde oldugunu farz ederlerdi. Anlami sorgulamiyor, onu, bilincinde olmaksizin, baskalariyla ve beser disi bir makamla olan güvenilir iliskilerinde buluyorlardi. Modern cagda bircok anlam pinarinin kurumasi nedeniyle anlam giderek daha isitilir bicimde sorgulaniyor.“ diyen yazar modern insanin tatminkar bir anlam kaynagi bulamayip, careyi mutlulukta aramasini elestiriyor ve kisiyi hayatin olasi diger anlamlari üzerine de sorgulatiyor.

    Sadece pozitif bakis acisi iceren, yeteri kadar realist olmayan bir tutum yerine, kisinin negatif bakis acilarini da kaybetmedigi ve bu sekilde zor kosullara daha hazirlikli oldugu bir tutumdan yana pozisyon alan yazar, aci olmadan sevincin, hüzüntü olmadan hosnutluklarin oldugu bir hayatin yeteri kadar tatminkar olamayacagini savunuyor. Melankoli ve depresyon kavramlari da kitapta kendilerine genis bir sekilde yer bulan konulardan. Özellikle melankolinin, insanlari daha güzel bir hayat yasantisi olusturmaya tesvik edebilecegi, iddia edilen ilginc önermelerden birini olusturuyor.

    „Lüks, mutlulugu yüksekce bir maddi düzeyde sabitleme ve hayatin her türlü degiskenligine karsi kalin duvarlarin ardinda, bir kalenin yüksek burclari arkasinda siper alma cabasidir- kelimenin tam anlamiyla burjuvaca bir caba.“ cümlesi ile de filozof, mutlulugu hic bir zaman tam anlamiyla sahip olamayacagi maddi degerlerle saglamaya calisan burjuva insanini da elestirmeden gecmiyor.

    Ölüm, intihar gibi bircoklarinca tabu olan konularin cesurca ele alindigi kitapta birey, hayattaki bu en temel konular üzerine kolay anlasilir bir dille yolculuga cikariliyor.

    Tanil Bora tarafindan türkceye cevrilen ve Iletisim Yayinlari'ndan cikan kitap, toplam 92 sayfa ve on kisa bölümden olusmaktadir. Bölüm gecislerine eklenen Turgut Demir'in karakalem calismalari ile de kitaba ayri bir renk katilmis.
  • Akıcılığı sayesinde bir gecede bitirdim kitabı. Canan Tan'ın bütün kitaplarında var bu akıcılık. Aynı zamanda hep bir melankoli hakim kitaplarına, içinde hep bir dram var, acı var. Annesinin yanında büyümüş ama annesi tarafından hiç sevildiğini hissedememiş bir çocuk Efsun. Anne sevgisini anneannesi ve teyzesi tarafından almaya çalışmış. Sonra Erkanla tanışmaları. Mutlu geçen yıllardan sonra Erkanın ölümü ve gerçekleşen efsunlu olaylar. Gerçek bir hikaye olması da etkiledi sanırım. Biyografik roman tarzında yazılmış bir kitap. Keyifli okumalar