"Hirsizlari, katilleri halkin seçtiği siradan insanlar yargiliyor, hükümete karşı çıkanlariysa hükümet kendisi yargılıyor. Ne biçim iş bu? Sen gelir benim canımı yakarsan ve ben de sana bir yumrukla karşılık verirsem, benim bu davranisimi sen yargilamaya kalkarsan elbette ben suçlu çıkarım. Oysa önce sen benim canımı yaktın!.."
Mahkeme Başkanı, "Siz Andrey Nahodka, suçunuzu kabul ediyor musunuz..." dedi. Andrey:" Ben, ne kimseyi öldürdüm, ne de bir şey çaldım, tam tersine insanlarin birbirlerini soyup öldürdükleri bu düzene karşı çıkıyorum, bundan dolayı kendimi neden suçlu kabul edeyim?"
".... Ribin'in dediklerini animsiyordu:
'Tanri konusunda da bizi aldatiyorlar!'
Ana farkinda değildi, ama artık daha az dua ediyordu. Ama İsa'ya inanmadiklari halde, tipki onun gibi, dünyanın bütün insanların ortak malı olduğunu kabul ederek, bütün zenginlikleri eşit şekilde bölüştürmek için mücadele edenleri her gün daha çok düşünmeye başlamıştı. Bu düşünce; görebildiği, duyabildigi her seyi içine alarak, bütün dünyayı, bütün yaşamı ve bütün insanları ışığıyla saran dualar gibi içinde büyüyordu. Hasret, hüzün, keder ve korku duygularının hepsini içine alan bir sevgiyle bağlı olduğu İsa şimdi ona daha yakinlasmis; daha etkileyici, daha büyük, daha parlayan bir hal almış, o kendisini inkar eden dostlarinin esirgemeden döktükleri kanlariyla yıkanıp, sanki gerçekten dirilip yaşamaya başlamıştı."