Genel olarak herkes romanı özetlemiş, bu derece eski romanlardan gözü korkanlar için nacizane bir iki konuya değineceğim.
* Günümüz Türkçesine uyarlayan Senem Timuroğlu, tadı damakta kalan bir anlatım ortaya çıkarmış; zırt pırt o ne demek bu ne demek diye açıklamaya bakmak gibi okuma lezzetini azaltan durumlarla karşılaşmıyorsunuz. Bu durumdan rahatsız olanlar gönül rahatlığıyla okuyabilir.
* 1800'lerde bu işler nasılmış, İstanbul nasılmış, fakir fukara nasıl yaşarmış merak etmiyorsanız amiyane tabirle biraz "bayabilir".
Gelelim benim ilgimi çekenlere
* O dönemde fakirliğin vardığı boyutların günümüzle karşılaştırılamaz derecede olduğunu görüyorsunuz: karın tokluğuna bir eve sığınmak, emeğin değersizliği gibi.
* Osmanlıdaki eğitim sistemi hakkında az çok fikir sahibi oluyorsunuz (iptidai, rüştiye, darülmuallimat, mekteb-i sanayi) 1. öğretmenlik, 2. öğretmenlik, 3. öğretmenlik kavramları var ders notları çok iyi olanlar daha yüksek maaş ile 1. öğretmenlik yapmaya hak kazanıyor. (öğretmenler günümüzdeki puan sisteminden farklı olarak öğrenciyken aldıkları notlara istinaden derecelendiriliyorlar)
* Kadınlar yaygın olmamakla birlikte, ilim öğreniyor, hayata karışıyor, okuyor, söyleşiyor ama fakirler bunu meslek sahibi (öğretmen) olup para kazanabilmek için yaparken zenginler sadece bilgi sahibi olmayı amaçlıyor. Bunun yanında kocası vefat eden çalışmayan kadınların ne kadar zor durumda kaldıkları iki kez olay örgüsü içinde vurgulanmış.
* İstanbul betimlemeleri şahane: yani bir köşkün arazisinin tam 42 dönüme yayılması ne demek :) 1800'lerden bahsediliyor olsa bile söz konusu bildiğimiz İstanbul, hayal etmek dahi ferahlatıyor :)
* Öğrenci kızların birbirleriyle rekabet içinde olmaları, bilgi alışverişleri, azimleri, yardımlaşmaları, iyi insan olma alt metniyle