Ona işkence eden gövdesinden yavaşça çıkmış, başıboş gölgeler dünyasına gitmiş, sanki benim gölgemi de beraber götürmüştü. Ama gövdesi, hissiz hareketsiz, burada kalmıştı. Yumuşak kaslan, sinirleri, damar ve kemikleri çürümeyi bekliyor, yer altındaki kurtlara, farelere lezzetli yiyecekler hazırlıyordu.
Korkunç macera! İçimde ilk
görüşten kalma, aşina bir duygu: Ben onu tanıyorum. İki sevdalı hep aynı hisse kapılmazlar mı, birbirlerine önceden rasladıkları, aralarında esrarlı bağlar olduğu duygusuna kapılmazlar mı?
Uzuvlarının letafeti, hareketlerindeki esiri özentisizlik, hepsi, onun uçacak gibi, kırılacak gibi olduğunu gösteriyordu. Hind tapınaklarında bir rakkasenin hareketleri ancak böyle ahenkli olabilirdi. Donuk hali ve hüzün veren sevinci hissettiriyordu ki, rasgele bir varlık değildir bu. Güzelliği de olağan değil; afyon içildikten sonraki düşlerden, öyle görüntülerden biriydi bence.
Ama o bir çift gözü gördükten,
onları gördükten sonra her işin, her hareketin anlamı, değeri silindi gözümden. Fakat gariptir, inanılır şey değil, bilmiyorum
niçin, yaptığım resimlerin konusu oldum olası hep aynı kaldı.