Ahh canım Zeze…
Aslında yıllar önce bu eseri okumuştum ama kütüphanemdeki kitapları tekrar okumaya karar verdiğim için “Şeker Portakalı” kitabını da tekrar okumuş bulundum. Bence kitapları toyken ve olgunken okumak farklı duyguları tattırıyor insana. Çünkü bence kitabı anlamanın ve benimsenin, kitabı hissetmenin de belli bir yaşı ve zamanı var. Neyse gelelim şimdi eserimize. Başkahraman Zeze, yoksul bir ailenin çocuğudur. Hayal dünyası çok geniş, zeki, akıllı ve bir o kadar da yalnız bir çocuktur. Ailesinin ve oturduğu mahalledeki insanların anlamadığı ya da anlamak istemediği bir “Çocuk Adam” dır o. Bir gün Mahallesindeki kendisinden yaşça büyük Portekizli Manuel Valadares ile arkadaşlık kurar ve onunla kurduğu dostluk Zeze’nin içinde sevginin ne demek olduğunu anlamasını sağlar ve nam-ı değer Portuga’ya görünmez güçlü bir bağ ile bağlanır ve sonunda hayatın acı yüzüyle karşılaşır… Hayalimde o kadar tatlı, afacan, yaramaz, akıllı, zeki bir çocuk ki. Aslında çocuk dediğime bakmayın Zeze bence bir çok yaşı büyük insandan daha büyük tabiki fizikten olmasa da fikirleriyle... Bu eser benim ruhumu, kalbimi, aklımı ele geçirdi diyebilirim. Çok ama çok şey yazmak istiyorum ama içimdekileri, hissettiklerimi yazıya dökemiyorum. Ne diyorduk “Hissedilen her şeye cümle kurulamıyor.” Sözünü burada kullanarak sözümü maalesef bitiriyorum.🪽