Bir gün anladım ki; ne gidenin geldiğine şahit olan bir kimse var, ne de kalanların özlemini gidereceği bir pazar.
Benim aynadaki karşılıksız yüzüm, işte bu gerçeği anladığı gün bir daha hiç iflah olmadı. Yalnızlığın İcadı'ydı, 1984.
Oblomov, memuriyet ve toplum hayatıyla ilişkisini kesince, varoluş sorununu farklı bir şekilde çözmeye başladı; bu dünyadaki amacı ve görevi üzerine uzun uzun kafa yorduktan sonra, hayatının gidişatının ve geleceğinin kendi içinde saklı olduğunu keşfetti.
Fakat bu tür bir kariyer için 'insan'a ne gerek var? İnsanın zekası, iradesi, duyguları bu işte neye yarayacak? Bunlar lüks! Bu adam ömrünü geçirecek ve ruhunda çok şey pek çok şey hiç uyanmadan, canlanmadan öylece kalacak! Oysa on ikiden akşam beşe kalemde, sekizden on ikiye kadar da evde çalışıyor, bedbaht adam!