Aydın olmak demek, modaya uygun elbise, şapka giymek ve kolalı gömlek giyinmek demek değildir. Aydın kesim, halkın beyni konumundadır. Halkımız sizi iyi bir eğitim aldıktan sonra yüksek bir gelir elde edesiniz, geceleri eğlenesiniz diye sizi o konuma getirmemiştir. Böyle olanlar gerçek aydın olamazlar. Onlar yozlaşmışlardır.
Eğitim almış olanların tümü milli düşünceyi geliştirmeye, milli ruhu uyandırmaya, milli iradeyi güçlendirmeye mecburdurlar.
Burada her birimizin hayatının karakteri ve ça-lışma tarzımız söz konusu oluyor. Biz, kendi memleketimizde ne yapıyoruz? Milletimizin kaderinde nasıl bir rol oynuyoruz?
Devletlerin kuvvet ve zayıflığı, milletlerin yük-seliş ve gerilemesi, yalnız idare adamların ehliyet ve iktidarından veyahut dirayetsizliğinden ileri gelmez. İdare adamları, iyi veya kötü, kahraman veya talim olsunlar, onlar kendi milletlerinin birer ayna-sıdır. Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır. Onlar, halkın içinden doğmuştur. Bir toplum nasılsa, yöneti-cileri de onlar gibidir. İşte bundan dolayıdır ki öteden beri:
"Her millet layık olduğu idareye ve yöneticilere sahip olur" denilmiştir.
Devlet yapısının duvarları harap oluyor, yer yer çatlaklar başgösteriyor, ama gittikçe derinleşen ve genişleyen bu çatlaklar önemsenmiyor. İşte bu ne-denlerden dolayı dıştan sağlam ve güçlü görünen devlet kurumlarının çatlamasına, hatta yıkılmasına asla şaşırılmamalıdır.
Bugün nasıl ki ne zaman telefonunuzu elinizden bırakmaya kalksanız perde arkasında yeniden elinize almanız için uğraşıp didinen bin tane mühendis var. ne zaman işlenmiş gıdaları bırakmaya çalışsanız pes edip geri dönmeniz için uğraşıp didinen bir grup uzman pazarlamacı var.