“bir şeyler oluyordu ona, ağlama nöbetleri, panik ataklar gibi; ama içinden yayılıyor değil de, dışarıdan üzerine çöküyor gibiydi bu şeyler. hiçbir his yoktu içinde. dondurucudan çıkarılmış bir yiyecek gibiydi; sanki dışı hızla erimiş ve her tarafa akmış haldeydi ama içi hala kaskatı, donuktu.”
“gitme vaktim geldi.” diyor, “sen buraya nasıl gelmiştin, hatırlıyor musun? senin gibi rüzgarda döne döne gideceğim ben de. kollarımı iki yana açacağım. taklalar atacağım. gözlerim yıldız tozuyla dolacak. sonra tepetaklak düşeceğim, kendimi çok özgür hissedeceğim.