Cherry

Cherry
@meliotae
Melodilerin arasına sıkışmış birkaç parça çığlık.
o sancıyı eskimiş yadigar bir ceket gibi. her gittiğin yere götürüyorsun çocuğum. izledim seni birkaç akşam. sanırım varlığına alıştığın bir ağrının yokluğunda ne yapacağını bilmiyorsun ve denemekten korkuyorsun. denemelerin hep ağlatmış ve kanatmış seni. denemelerin hep taşları öptürmüş sana. yastığını ıslatmış. annenin gözlerini yaşartmış. denemelerin güzel sonuçlanmamış ve haklısın çoçuğum sen. izledim seni birkaç akşam. o sancıyı eski bir fotoğrafı cüzdanından kopartamaman gibi. o sancıyı yavrusunu araba çiğnedikten sonra cesedin başından ayrılamayan kedi gibi. o sancıyı yalnız bir anne gibi. her gittiğin yere. üzülüyorum ama haklısın. kahroluyorum ama haklısın. içim kıymıklanıyor ama haklısın. izledim seni birkaç akşam ve biliyor musun yardımcı olabilmeyi de çok istedim. seni soymak istedim tüm ağrılarından. izlerini her neredeyse oradan. her neredeyse oradan bir yara bandı gibi sökebilmeyi. içindeki çocuk cesetlerini toz alır gibi alabilmeyi. hatrındaki o kan kırmızısını yeşeren bir ağaç gibi güzelleştirebilmeyi. içinin bir şeylerden korkan yanlarını öpüp ayağa kaldırabilmeyi çok istedim çocuğum. çok istedim de sen bir kez daha birisine dökülmemeye yeminler etmişsin çok defa ve kahrolsun ki haklısın. üzgünüm ki haklısın.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İyi değilim Clementine. Gözümü kapattığımda ağlayan el bombaları görüyorum. El bombalarına mendil uzatan dinamitler... Karganın biri ejderhayı azarlıyor... Komik.
Kanım buz, dudaklarım buz, hislerim buz Ruhum, kalbim, zihnim hasta! Zehirlerin bulaştığı kan hücreleri gibi Delik deşik bütün varlığım.
Terk ettiğim her şeyin ağırlığı binle çarpılıp beynime yerleşti. Ve ben bu uğurda kolları dimdik durmuş ama zihni sönmüş bir viraneyim.
Özgürlük?
“Puşkin’in Rusyası’nda soylulardan Nariskin, kölelerden oluşan bir orkestra kurmuş. Her bir köle piyanonun bir tuşunu oluşturuyor varsayın. İnsanlardan meydana gelen bu tuhaf çalgıyı koroyla birbirine karıştırmamak gereğini unutmayalım. Çünkü Nariskin’in sazında her köle bir, yalnız bir notayı dile getirir. Her biri görevli olduğu notanın adını taşır; bu ad ile çağrılırmış. Zaman geçtikçe, adamların gerçek adları unutulmuş, sokakta görüldükleri zaman. Bakın, denirmiş, Nariskin’in fa’sı geçiyor. İşte Nariskin’in do’su. Hey! Nariskin’in mi’si, baksana buraya! Nariskin’in re’si nasılsın? Nariskin’in köleleri birer nota olmayı benimsemişler; Bu işlevi yerine getirebilmek için yetenek ister; köle gibi kullanılmaktan daha iyi bir görev değil mi! Köylülerin hiçbirinde direnme görülmüyor, kendilerine sorulduğunda: Sen kimsin? Nariskin’in fa’sıyım. Ya da: Nariskin’in si’siyim. Bir yaşam boyu hep aynı sesi çıkararak yaşayıp ölmek, kimileri için alın yazısı mı?”