Ben o doğum sancılarıyla kıvranan odamda
Bir süredir hiç kımıldamıyorum
Hiç kımıldamıyorum dersem,ölümün eskizlerini çiziyorum
Yüzümün rüzgârıyla oynuyorum arada Ayağa kalkıyorum birden, boşluğa uzatıyorum ellerimi
Yüzümün rüzgârıyla... bu ufak yolculuk değiştiriyor beni Bir koltuktan bir başka koltuğa geçiyorum mesela.
Kendimi yerlerde sürüyerekten. Yerler ki taş gibi soğuk Soğuk bir taş kabartmasına benzetiyor gövdemi
Ne zaman Ben bunu hiç bilmiyorum O zaman - O zaman mı, bilmiyorum
Eski bir uygarlık kalıntısı gibi
Bir başıma duyuyorum artık yalnızlığımı.
Bir başıma duyuyorum artık yalnızlığımı. Ve beni Bu çağ üstü duyarlık azıcık yatıştırıyor
Mırıldanıyorum sanki ara vermeden Sesi yitmiş bir tanrının bana diyeceklerini
Gün günden odamın şeklini alıyorum işliyorum bu iniltili varlığı yeniden Kim bilir, duyuyorum yazgısını belki de Kuru bir dal parçasını içinden yiye yiye Dal olan bir böceğin o garip yazgısını,
ne ölüme benzer ne ölümsüzlüğe.