Uyandığında sağa sola bakınır, gözlerini ovuşturursun. Ve artık sadece tek bir yüz görmüyorsundur. Onu görmeye devam edersin ama şimdi bulanıklaşmıştır. Bir kilise kulesini, bir ormanı, bir resmi, bir kitabı, başka insanların yüzlerini, dünyanın sonsuzluğunu görürsün. Bu tuhaf bir duygudur. Bir önceki gün ıstırap çektirdiği ve içini yaktığı için katlanamadığın şey bir sonraki gün acı vermez olur. Şöyle şeyler düşünürsün: ‘Tavuk suyu çorba’, ya da ‘Nürnbergli Usta Şarkıcılar’, ya da ‘Yemek masasının üzerindeki lambaya yeni bir ampul gerek’. Üstelik bütün bunlar gerçek ve önemlidir. Dün gerçekdışıydı, havada süzülüyordu ve anlamsızdı; gerçek bambaşka bir şeydi. Dün intikam ya da kurtuluş istiyordun, onun telefon etmesini, sana acilen ihtiyacı olmasını ya da hapse atılıp idam edilmesini istiyordun. Biliyor musun, böyle hissettiğin müddetçe diğeri uzaklarda bir yerde sevinmeye devam edebilir. Çünkü hala senin üzerinde iktidarı vardır. İntikam çığlıkları attığın müddetçe o ellerini ovuşturacaktır, çünkü intikam arzusu aynı zamanda özlem ve bağlılık anlamına gelir. Sonra o gün gelir: Uyanırsın, gözlerini ovuşturursun, esnersin ve birden, artık hiçbir şey istemediğini fark edersin. Onunla sokakta karşılaşsan bile senin için farketmez. Telefon ederse gerektiği gibi konuşursun. Seni görmek istersen ve bu buluşma kaçınılmazsa, hay hay, neden olmasın... Ve biliyor musun bütün bunları içinden gelen bir dürüstlükle yaparsın. Kasılma, acı kendini kaybetme, hiçbiri yoktur. Bu nasıl olmuştur? Anlayamazsın. Artık intikam almak da istemiyorsundur, hayır; ve işte, o zaman, hakiki intikamın bu olduğunu fark edersin, tek intikam, tek kusursuz intikam budur, artık ondan hiçbir şey istememek, ona ne iyilik ne kötülük dilemektir, çünkü o zaman artık seni yaralayamaz.