İnsan ruhu aşırı mutluluk ya da acı duyduğunda, hiç de öyle olmadığı halde bu duyguları açık ve gerçek nedenler yüzünden hangisi adını sanabilir. Oysa bu nedenler genellikle görünür nedenlerdir, öyle değil mi? Her acı mutluluk bir çivi gibi ruh bedene çiviler, onu bedene yapıştırarak maddi özellikler kazanmasını sağlar ve bedenin doğru saydığı şeyleri kendisinin de doğru saymasına neden olur. Bedenin değer yargılarını sahiplenerek onunla aynı şeyleri sevmeye başladığından, bedenle aynı alışkanlıklara, aynı hayat tarzına sahip olur.
Ruh bir şey indirmek için bazen görmenin, işitmenin ya da başka bir duyunun aracılığıyla bedeni kullanır çünkü bir şeyi "bedenin aracılığı ile incelemek" aslında duyguların aracılığı ile incelemek anlamına gelir.Ruh bu durumda, beden tarafından aynı kalmayan şeylere doğru sürüklenir ve onlara temas ettiği için sağa sola savrulur, altüst olur ve sarhoş olmuş gibi başı döner. Oysa bir incelemeyi kendi başına yaptığında her zaman var olan, arı, ölümsüz ve hiç değişmeden aynı kalan şeylere doğru yükselerek herhangi bir engelle karşılaşması durumunda onlara yakınlığı yüzünden hep yanlarında kalır. İşte o zaman sağa sola savrulması biter, o şeylere temas ettiği için kimliğini hiç yitirmez ve onlarla birlikte hep aynı kalır işte ruhun bu haline sağduyu denir.