"Çünkü arada sana ilişkin tuhaf duygulara kapılıyorum," diye sözünü sürdürdü. "Hele böyle, şimdiki gibi, yakınımda olduğun zamanlar. Sanki kol kaburgamın altında bir yerde bir ip varmış da bu ip senin sol kaburgana sımsıkı bir kördüğümle bağlanmış.."
Vücutça güçsüz, kırık dökük buluyordum kendimi. Ama en büyük yakıntım sözle anlatılmaz bir ruh perişanlığıydı. Gözlerimden durup durup sessiz yaşlar boşalmasına yol açan bir çöküntü. Yanağımdaki tuzlu damlalardan daha birini silmeden öbürü yuvarlanıyordu. Oysa mutlu olmam gerekirdi.