Eskiden evlenmeye karşı olduğumu söylemiştim değil mi?
Ben küçükken akrabalarım ne zaman bir araya gelse eşlerine saydırırlardı. Özetlemek gerekirse kendini koca sanan oğullarının arkalarını toplamaktan canlarından bezmişler. O çekici adam evlendikten sonra bir gecede çocuğa dönüşmüş. Huyuna gidip yatıştırmaları gereken bir adama evrilmişler. Öyle gururluymuşlar ki, duymak istemedikleri bir lafı ucundan işittikleri anda hemen keyifleri kaçar ya da öfkelenirlermiş. Dayanılacak gibi değilmiş. Bunları anlattıklarında da insanlar, "Tüm erkekler böyle, herkesin kocası aynı, uyum sağlayıp yaşa' diyorlardı. Ben bunu istememiştim. Ne diye oğlummuş gibi davranan bir adamla evleneyim, neden her şeyine uyum sağlamak zorunda kalayım diye düşünürdüm. O yüzden hiç evlenmemeye karar vermiştim. Tabii sonraları onunla tanışıp âşık oldum. Geçen sefer de söylemiştim değil mi? Ben üstelediğim için evlenmiştik. Fakat o akşam anladım. Demek ben de kendini koca sanan bir oğulla evlenmişim. Bir çocukla yaşamışım. O anda, onunla yaşarken çok ama çok acı çekmiş olduğum gerçeği kafamda netleşti. Onun yüzünden acı çekmiştim.
Youngju sorular sorup Sungchul cevaplarken, Minjun aniden bu hayatın kendisi için de bir ilk olduğunu fark etti. Film izlediği zamanlarda son derece bariz şeyler birer farkındalığa dönüşürdü. Bu hayatı ilk defa tecrübe ettiği için düşüncelerle savaşıp endişelere kapılıyordu. İlk kez yaşıyor olduğu için hayatı böylesine değerliydi. İlk olduğu için yaşamımızın nasıl sona ereceğini de, beş dakika sonra neyle karşılaşacağımızı da bilemiyorduk.
gençliğinde uyumlu davranıp fedakakarlıkta bulunarak yaşamayı doğal bulduğunu, ancak günümüzdeki gençlerin artık öyle bir yaklaşım sergilememesinden memnuniyet duyduğunu söyledi. Bunun üzerine birisi, gençlerin uyumlu olup fedakarlık yapabilmesi için umuda ihtiyaç olduğunu ancak günümüzde umut olmadığı için gençlerin bu gerekliliği bile hissedemediklerini söyleyerek elli yaşlarındaki kadını afallattı.
Düzeltme için tekrar buluştukları günün gecesinde Seungwoo ve Youngju kitabevinden yine beraber çıktılar. Veda edip zıt yönlere doğru birkaç adım attıkları sırada Seungwoo aniden durdu. Youngju bu sesle başını çevirdi. Seungwoo tamamen ona doğru dönerek Youngju'ya baktı. Yüzünde şaşkın bir ifadeyle Youngju da ona dönünce Seungwoo sordu:
"Geçen sefer beklemekle ilgili konuşmuştuk, hatırlıyor musunuz?"
Youngju başıyla hafifçe onaylayınca, Seungwoo merak ettiği bir şey olduğunu söyledi.
"Müşteri diye yanıt vermiştiniz ya. Müşteri dışında, tam olarak şu anda beklemekte olduğunuz başka bir şey var mı?"
Youngju aklına bir şey gelmediğini söyledi.
"O gün ben de aklıma bir şey gelmiyor demiştim. Aslında belli belirsiz de olsa ne beklediğimi biliyordum; ama duygularımı acele içinde öğrenmemem gerektiğini düşündüm. Hızlıca fark etmektense, yavaş yavaş anlamak istedim."
Youngju anlamadığını gösteren bir ifadeyle Seungwo bakıyordu. Youngju'yu izlerken sakince devam etti:
"Şu anda en çok, sabırsızlıkla beklediğim şey."
Youngju ve Seungwoo üç metrelik mesafeyi aralarına almış ayakta dikilerek birbirine bakıyorlardı.
"Birinin yüreği."
Youngju, bu sözlerin ne manaya geldiğini çözümlemeye çalışarak ona bakmaya devam edince, Seungwoo usulca gülümsedi
"O gün hain olduğumu söylemiştiniz ya. Geç de olsa kendimi hain sıfatından kurtarmak istediğim için söyleyeyim dedim. İyi geceler."